Levh-i Mahfuz Okuyucu Mektupları…
beni ne cehennem korkuttu, ne de cennet iyi insan olmam için ikna edebildi. beni durduran da koşturan da içimdeki sualsiz Allah sevgisi oldu. bir tek onu bildim, bir tek onun sesini dinledim. ulemaların düdüklerinin doğru sesler çıkarmadığını hep bildim, hissettim, düşüncelerimi ayetlerle desteklemeye çalıştım, O’nu Kur’an’la baştan sona anlamak istedim ama gel dediği yere bir türlü inemedim. çeyrek asra bu kadar acıyı sığdırırken ‘sınav’ gerekçesi artık tatmin etmiyordu, cennet ödülü ise hiç bir zaman aklımı başımdan almadı. ya sabır dediysem her yüke her prangaya her çaresizliğe en sevgilimin hatırı içindi. nasıl geleceğini bilmeden bir ses Ya Rab bir ses bir ses…bin yıllık sorulara bir cevap! derken karşıma dünya güzeli bir cAn çıktı ve bana ” senin bu sorularına ancak bir kitap var ki o cevap verebilir. buRAK özDEMİR diye acayip bi herif var, hemen gidip onun tanrının doğum günü kitabını alıyorsun, dost olacağımızı hissediyorum ama bu kitabı okuyup anlamazsan, arama zaten beni!” dedi. Bu ne iddia! vakti geldi, aldım. ve karşımda, doğrudan O’ndan sesle, O var hem de benimle hemfikir bir halde:) ardından yine, ‘ben demiştim ben demiştim!’lerle ya da 10 kere okuyup, sorgulamaktan önümüzü göremez olmuş bir halde peygamber çocuklar… 100 kere öldüm 100 kere dirildim, her dirilişimde ne sancılar çektim, çekiyorum ve sancılar içindeyken mutluyum! hayat kurtaran onlarca cümle, hem de sapasağlam temeller üstünde! ilk kez mutluluktan ağladım, sarhoş sarhoş gezindim. canım kardeşim! azaplar içindeki bir ruhu, bulutların üstünde dans eden bir çılgına dönüştürmek ne demek biliyor musun sen?! bil ve her ne yapacaksın bilmem ama kendine çok iyi bak!
cesaretin için tebrik ediyorum seni! taze hakikat korkutur çünkü tabularla hamlamış insanı. şimdi tekrar tdg’yı okuyorum daha doğrusu içiyorum. sindire sindire okuduğumu sanırken meğer ya heyecanına kapılıp gittiğim için ya vakti gelmediği için atlamışım bazı deprem bölgelerini. ömründe ilk kez bir kitabı ikinci kez okuyorum, üçüncü kez okuyacağımı bilerek hem de :)
“Amaç, kendi hayatının kendi İsası, kendi Musası veya Muhammedi olmaktır.” Hakikatin sesiyle üstündeki tozları silkeleyen tüm peygamberlere selam olsun!
yalnız olmadığını bilmek.. arkana yaslan ve tadını çıkar :)
dipnot: karşıma çıkan o cAnla biraraya geleceğimiz ortamda, o gün ikimiz de gitmeye gönüllü değilken, kendimizi orada bulmuşuz meğer. tesadüf işte ;)
sevgiler..A
——–
Yeni eviniz hayırlı olsun, güzelliklerle dolsun. Sevdiğinizle ve minik Haktan buRAK’la güle güle oturun inşallah :) Ben bu yılbaşı gecesi ne parti, ne yurtdışı gezisi ne arkadaş toplantıları ne de ailem yanımda olmadan, kendi isteğimle evime sığındım. Yanı başımda Gümüş, Cümbüş ve anneleri Boncuk (mırnavlarım) elimde kıymetlim Kur’antum Kur’an-ı Kerim. Benden mutlusu yok. Bir de sigarayı bırakma polikliniğinden verdikleri ilacın(wellbutrin midir nedir,bugün ikinci gün)etkileri olmasa… Cin çarpmışa döndürdü, paragrafları bütün okuyabilme özelliği olan ben cümlelerini hazmedebilmek için iki kez okjuyorum. Biraz moralim bozuldu algımın düşmesine :( Olsun varsın, şu sigarayı bir bırakayım da, zekamın eski kıvraklığına tekrar kavuşurum nasılsa) Spontane içimden ne gelirse yazıyorum işte. Siz bilmeseniz de siz benim gönül dostumsunuz. Sizinle tanışmam şöyle oldu: Yine bir gönül dostum, (on senede belki üç kez görmüşümdür,ama gönül birliği zaman mekan tanımıyor)bana telefon etti, bir armağan yollamak istediğini söyledi. Adresimi verdim. Bir hafta sonra evin badana tadilat işleriyle uğraşıyordum ki, yoruldum, koltuğuma uzandım, kendimden geçmişim,uykuya dalmışım. Rüya görmekteyim.Rüyamda hiç bilmediğim bir yüz bana diyor ki:” Bu kitabı oku ve sevdiğin herkese okut” Kapı çaldı, uyandım, daha uyku sersemiyim ama. Karşımda kargo görevlisi ,elinde bir paket. Paketi açtığımda ne göreyim, işte o kitap! “Levh-i Mahvuz” Gözyaşlarımı tutamadım. Hemen okumaya koyuldum, sindire sindire, hazmede hazmede, yeri geldiğinde araştırarak. Yazarına baktım, ne göreyim, benim gibi bir iletişim fakültesi mezunu, aynı meslekten, hem de yaşı sadece benden 4 yaş büyük. Şaşkınlığım ve ilgim daha da arttı. Kendi bilgilerimle ve inandıklarımla örtüştükçe güvenilirliği arttı,yeri geldi yepyeni soru işaretleri oluştu. Sonrası…Kendi kıyametime doğru bir yolculuğa başladım.:)) Aslında şuan ki niyetim tesadüfen gördüğüm yazınızı okuduktan sonra karşılık olarak yeni yılınızı kutlamaktı.Lafı uzattım:) Herşey güzel gönlünüze göre olsun. Uğrunda yola çıktığınız yüce ve zorlu amacınızda size bol başarı ve kolaylıklar dilerim.
p.s. İngilizce tercüme olayina ne kadar sevindiğimi anlatamam. Okuduğum her cümlede “bu kitabın mutlaka tercümesi yapılmalı. Acaba ben bu işe girişsem mi?” diye içimden geçirip dururdum. Benim bu niyetimi icraate geçirmem 3 ay X bilmem kaç rakamlı hane = o kadar zaman alırdı. Kısa sürede büyük başarı sizinki, umarım profesyonel,( Kullandığınız üslubun anlam derinliğine inebilecek birebir sözcük karşılıkları yoksunluğu gibi bir sorunsal olsa da) orijinale en yakın bir tercüme görürüz.
———-
Sevgili buRAK, :) kalbimde hissediyorum gelen guzel gunlerin ayak seslerini, 2012 LEVH-I MAHFUZ ‘ umuzun, guzel kitabimizin yili , biricik vatanimizin, sevgili dunyamizin aydinliga, isiga ve sevgiye merhaba dedigi muhtesem yillarin habercisi olarak geliyor. Sizin dediginiz gibi ;
” Acin pencereleri ! Butun dunya duysun…”
TANRI’ NIN DOGUM GUNU KUTLU OLSUN !
——-
KİTAPLA TANIŞMAM TAMAMEN TESADUF.SUREKLI NERDEN GELDIK NEREYE GIDIYORUZU SORUYORDUM.İNTERNETTE BİRŞEYLER BAKARKEN BAZILARININ DEDİĞİNİN AKSİNE İSMİ BENİ ÇAĞIRDI:)SITEYI INCELEDIKTEN SONRA HEMEN SİPARİŞ VERDIM KITABI KİTAP ÖYLE BEN’DİKİ KALKAMADIM BAŞINDAN DOĞRU 100 SAATTE BITIRDIM:) SORGULADIGIM HERSEYIN YANITI VARDI KİTAPDA EVT BENIM DE HEP DÜŞÜNDÜĞÜM BUYDU TANRI NEDEN BIZI SEVMESIN Kİ YARATMA NEDENI BIZIM ACILARIMIZLA EĞLENMEK OLMASA GEREK KENDINE EĞLENCELİ BİR IRK YARATABILIRDI VEYA HAYVANLARI :)BU ARADA HAYVANLARI COK SEVERIM BANA HEP RABBIMI HATIRLATMISTIR GÖZLERİ.DERKEN KITABIN SONUNA GELDIM AMA İÇİMDEN DE SUREKLI ALLAH’A DUA EDIYORUM LÜTFEN BANA BU KITABIN DOĞRU OLDUGUNU GÖSTER BIR İŞARET VER DIYE .DUAMDAN SONRA IKI SAYFA DAHA CEVIRDIM Kİ ORDA KITLENDIM KALDIM ŞOK OLMUSTUM ADIM YAZIYORDU ‘MELİS’ ORDAKI ANLAMINI HALA ANLAMIŞ DEĞİLİM ONU DA BANA ACIKLARSAN COK SEVINIRIM VE DOĞRU YOLDA OLDUGUMU ANLADIM REİKİ İLE ZATEN 10 YIL ÖNCE TANISMISTIM 10 YIL ÖNCE DEĞİŞİMİ İSTEMİŞ VE O GUNDEN BU GUNE DEĞİŞİYORDUM ZATEN BİRSÜRÜ OLUMSUZLUKLAR DA OLDU ACILAR DA HAYATIM TERS DÜZ OLDU EN DİBE BATTIM AMA ŞİMDİ ANLIYORUM BUNLARIN HEPSİ O ZAMAN TIKANMIŞTIM VE BANA CIKIŞ YOLU OLARAK VERİLMİŞTİ HEPSİNİ AŞMIŞTIM HUZURLUYDUM EVET AMA İÇİMDE BİR BOŞLUK VARDI HEP.BOŞLUGUN NEDENINIDE BILIYORDUM ASLINDA RABIM’LE BULUŞMAK ISTIYORDUM ASLINDA HEM TUM KALBIMLE INANIYORDUM OLDUGUNA HEM DE BIR ISARET VERMESINI ISTIYORDUM VE GECIKMEDI.’BURDAYIM HEP DE BURDAYDIM SEN BENI ARADIGINDA DA SENINLEYDIM AMA SEN BENI DUYMUYORDUN’ BUNLARIN HEPSİ BU KİTAPTAN SONRA OLDU SANA COK TEŞEKKUR EDERİM buRAK BİLGİYİ KENDINE YAKINLARINA TUTMAYI DUSUNMEYİP HERKESLE PAYALŞTIGIN İÇİN PAYLAŞILMAYAN BİLGİ YÜKTÜR İNSANA ALLAH SIRLARINI NE KADAR DOĞRU BIR INSANA VERMİŞ MAŞALLAH (BU ARADA ALEVİYİM AMA SORSAN ONU DA BİLMİYORUM İSLAMI BUNCA SENE BİLMEDİĞİM GİBİ) İÇİMDE BIR MUTLULUK ÇIKIP BAĞIRASIM VAR DUNYAYA tANRIM BİZİ HIÇ BIRAKMAMIS HEP SEVİYORMUŞ ÖCÜ DEĞİLMİŞ DİYE :)ALLAH SENDEN RAZI OLSU ;)
———-
Tanrı’nın doğum günü’nü çok geç keşfettim. Temelinde epey üzücü, endişe verici bir olaylar yumağı üzerine oluşan bir tesadüfle elime geçti. Şimdi bakıyorum da o olaylar herhalde (asla) bir tesadüf değildi. Tanrı’nın doğum günü’nü şokunu üzerimden atamadan Peygamber Çocuklar’a geçtim. O da bitince Levh-i Mahfuz kütüphanemde bana bakıyor. Yüzlerce sorum var bir tanesini aşamıyorum; insana ruhunu tekamül etsin diye üfleyen Rab, neden kendi tesfirini kendi yapar? Kur’an’da böylesine bir hakikat şifresi varsa, ellerimize neden tam teşekküllü bir cevap anahtarı veriliyor? Yazar da kendine defalarca sorduğu gibi “bunu hak etmek için biz ne yaptık?” ya da bu durum tekamül fikrine karşı değil midir? sevgi ve saygıyla
——–
Bir kitabı elinde tutuyor olmak 48 yaşındaki bir insanı bu kadar sevindirebilir mi? Çok istediği oyuncağa kavuşmuş çocuk gibi…3 yıl önce TDG nünü okudum.Muhteşemdi. Birçok insan gibi içimde hissettiğim hatta bildiğim ama dillendiremediğim, dillendirilmişini hiç görmediğim bir tanrıyla karşılaştım. Hayata bakış açım değişti. Sonra peygamber çocukları okudum.Ve sonra Kurantum Kur-anı Devrimi… Bu arada hep Levh-i Mahfuz 2.2 yi arayıp durdum heryerde. Hem arkadaşlarıma hediye etmek için, hem de yenilenmiş halini bir kez daha okumak için. Ama aramadığım yer kalmadığı halde bulamıyordum. Kuzenime gittiğim birgün elimde hiç kitabım kalmadığını okudukları arasında beğendiği bir kitap varsa vermesini rica ettim. O da içeriye gidip bir sürü kitap getirdi. İçlerinden seçtim bir kaç tane. Sonra laf arasında Levh-i Mahfuza da başladım ama işlerden bir türlü bitiremedim dedi. Ben ” Nasıl yani? Var mı sende? ” dedim. “E. tabi sen tavsiye etmiştin ya. Ben de aldım. Hem de bayağı oldu ama okuyamadım.” dedi. Deli gibi aradığımı öğrenince bana verdi ve sen oku ben sonra okurum dedi. Yüzüme şaşkınlıkla bakarak. Ben kitabı aldım. Çantama koydum ve yola çıktım. Yürürken ki sevincimi size anlatamam.Utanmasam hoplayıp zıplayacağım o kadar yani….Aslında kitap en yakınımdaymış. Ama bana gelmesinin bir zamanı varmış. Çünkü şu sıra ona çok ihtiyacım var. Dışarıda bütün işlerimi çabucacık bitirip koşa koşa eve gelip kitabıma sarılıyorum. Bir sevgiliye sarılır gibi.
Bu kitabı yazana da okumamı kısmet edene de binlerce şükürler olsun.:)
———
Merhaba buRAK. Van- Erciş Depreminde ben ve arkadaşlarım 6 gün görevli olarak çalıştık. Edirneden, Bingöl’e bütün herkes oradaydı. Kimisi yağmalamak için civar köy ve ilçelerden, illerden gelmişti. Depremin ilk günü 6 canı enkaz altından çıkarttık. 3. Gün ise sağlık hizmeti vermek için yakın köylere gittik. Bilmeden BTP Belediyesinin önünde durmuşuz. 24 şehit verdiğimiz o akşam o belediyenin önünde halay çekip, eğlence yapmışlar. Bizim amacımız ise orada salgın hastalıklar başlamadan önlem almak ve sağlık hizmetinin durduğu deprem bölgesine sağlık hizmeti götürmekti. Vatandaşlardan bir tanesi yaklaşıp yöreye has şive ile ” Allah bizim belamızı vermiştir!” dedi. O an bu sözlere bir anlam veremedim. Enkaz çalışmalarında üzerimiz toz olduğundan üzerinizde ki toza kurban olurum diyen vatandaşlarda çıktı. Deprem yerleşmiş bazı düşüncelerinde yıkılmasına neden olacak hatta oldu gibime geliyor. Doğu batı ayrımının olmadığını, büyük acılarda tek yürek olduğumuzu bu deprem fazlasıyla gösterdi. Güzel günlerin çok yakında geleceğine inancım sonsuz…
————
Sevgili Ailem, oğlum 2001 doğumlu.
Geçen hafta sonu sabah uyandığımızda bana söylediklerini not aldım.
Tanrı: insanların bütünü
Yaşam: bazı hayallerin gerçekleştiği bir simülasyon
Uzay: dünya gibi ama derin bir boşluk
Muhammed-İsa: Tanrının insan hali
İnsanın kendisi olması: İçinden geldiği gibi davranması ve Tanrının emrine uyması
Tanrının emri: Kendin ol
Beden: kendimizi kontrol edebildiğimiz mekanizma
İnternet ve mutlulukla ilgili söyledikleri uzundu, yazmaya yetişemedim. Bir daha söyle dedim. Sıkılarak “Anne tekrar edemem. O an biliyordum şimdi hatırlamıyorum” dedi.
Bir itiraf: Benim ve babasının dünyaya getirmeye vesile olduğumuz bu indigo, geçen ağustosta yeni yaşına girerken, biriktirdiği parayla kendine Tanrı’nın Doğum Günü’nü aldı. Okumaya da başladı (şekil 2a). Yan gözle onu izlerken, kitabın ilk bölümünü bir okuyup bir bıraktığını görünce, BEN var ya BEN, bu yaşta içindekileri hazmedez, Levhi Mahfuza önyargısı oluşur diye, ortaokulu bitirinceye kadar okumasını ertelemesini rica edip elinden aldım.
Bizimki saygıyla -sandığım aslında artık anlayış gösterdiğini bildiğim- bu isteğime uydu.
Geçen gün de bir gazetede benim bir zamanlar saldırdığım kişisel kitaplardan birinin promosyon haberini görmüş “Anne bak” diye getirdi. Baktım. Hakikaten geçen sene olsa, telaşla ne yapar eder, yemek paramı verip alırdım ben onu. Oysa şimdi, hissin adı: huzur… “Yok yavrum, o kitap o yazarın kendi doğrusunu anlatıyor, istemiş yazmış. O yazarın doğrularını merak edersem alırım ancak. Onu da ben merak etmiyorum.” deyince bana verdiği cevap şu ömrümde çektiğim her şeye değdi: “Biliyorum. Hakiki doğrular Levhi Mahfuzda.”
Bu arada bu indigo, annesi velayetini babasına bırakarak boşanmış, dolayısıyla babasıyla yaşayan, annesini –herşey yolunda giderse-haftada iki gün gören o da, annesine sarılıp yattığı her seferinde başka bir ahbabın evinin oturma odasındaki çekyatta uykuya dalan, çünkü annesiyle ayrı şehirlerde yaşayan, annesi işsiz(aşsız aslında şimdilik), babası onuruyla çalıştığı işinde kazandığıyla banka borçlarını ucu ucuna kapatan, annesinin her şeyden vazgeçtiğini ama buRAK abisinin yazdığı üç kitabı bağrından/gözünden/dilinden ayırmadığını yaşayan, babasının da “hayatta bitirdiğim tek kitap” diye andığı TDG nin yanında vakti gelip bitiremediği Peygamber Çocukları ve annesinin hediyesi olan KKD yi babasının başucunda görerek büyüyen (bizi büyüten) bir çocuk. Okul ya da ev hayatında her işini önce kendi halletmeye çalışıyor. Ana-babada hiç söylenme görmedi. O da söylenmiyor. Tekamül yolunda öyle ilerliyoruz birbirimize şahitlik ede ede…
Rabbime bana verdiği ve öğrettiği her şey için şükürler olsun.
———
——-
Levh-i Mahfuz ile buluşan bir öğretmenimizden aldığım bir geri dönüş maili, Paylaşmak istedim;
“Merhaba…,
Bunu anlatmadan geçemiycem ..
Bugun 5,5 yaşında üstün yetenekli bir öğrencimizle telafi dersi yaptım, ilk başta tek başıma nasıl olacak diye düşündüm çünkü çok yaramaz, haşin bir çocuk..
Derse eğlenceli bir biçimde başladık, 20 dk ödevleri ve dersi yaptıktan sonra oyun oynamak istediği, o ner isterse onu yaptık, beraber eğlendik.Gayet iyi gidiyorduk, dersimizin içinde oyunlarla öğrenmek olduğundan, 1 saat geçmiş..Ders bitince resim yapabirmiyim diye sordu, kalemleri verdim..ben ödevini hazırlamak üzere çıktım, yanına gittiğimde bir ressam edası vardı…ne çizdin bakalım dediğimde uzay resmi çizmişti,,uzay mekikleri ,dünya , güneş..mekik içindekileri sordum,çzigi film kahramanı bunyy tavşan vardı..
Biz gidemezmiyiz dedim?
Gideriz tabiii dedi..
Uzaya gidince Tanrı nerde diye arayalımmı dedim? anlamadı yüzüme baktı..Hemen değiştirdim..Orda ALLAH nerde arayalım mı dedim?
Hızlı bir şekilde resimden başını bana doğru çevirdi…
Onu aramaya gerek yok o bizimle zaten, bizim içimizde kalbimizde ..onu heryere götürebiliriz dedi…
Biz onun güzel tombul yanaklarına kocaman bir öpücük kondurduk…
Çok güzel bir gündüüü çookkk…
Sevgi ve sağlıkla kalın…”
———-
Ben her gün yeniden dirilişlerin yaşandığı ve bunun hayatın doğalı olduğuna inanılan topraklarda büyüdüm. Hatay , İskenderun’luyum. Annem bir medyumdu. Hiç zorlanmadan ruh çağırırdı. Bu bizim evimizde çok olağandı. Atatürk en çok çağırdıklarındandı. Sonra bir gece rüyasında “artık onları rahat bırak hayatını yaşa” öğüdünü aldı ve bıraktı. O tarihten sonra da olacakları rüyasında görmeye başladı. Yaşayacağımız her sıkıntıyı önceden bize haber verdi.
O her zaman sizin tabirinizle üçüncü gözü, benim tabirimle gönül gözü açık bir anne oldu. Beni ne kadar çok sevdiğini anlatmak için kullandığı “seni gözümden önce yüreğim – ciğerim gördü” sözündeki gibi…
Ben de biraz ona çektim sanırım. Rüyalarım meşhurdur ve olacak olanları hissedebilirim. Ruh çağırmışlığım da vardır. Kur-an ‘ı okumuştum ama onun maalesef sadece Lafzını algılamışım kriptolarını hiç çözememişim. Bunu kitabınızı okuyunca anladım.
Ama öte yandan Dona ‘nın tüm söylediklerini biliyordum desem…sizin hiç bir ayet yorumunuz, bana süpriz olmadı , bunlar benim kendi ruhumla çizdiğimi zannettiğim yol çizgilerimdi desem inanır mısınız? …Evet tabi ki de inanırsınız çünkü benim ruhumu “O ” üfledi. Evrensel bilgileri biliyor olmam niye şaşırtsın ki sizi?
Asıl yazma dürtümü ise bu aşinalıklar değil -yoksa henüz 200 sy okuduğumda yazardım- kitabın sonunda yer verdiğiniz indigo çocuklar bölümü uyandırdı. Şimdi ve sayenizde anlıyorum ki ben bir indigo çocuk annesiyim.
Kızım doğduğu günden itibaren diğer çocuklardan farklıydı. Bunu yalnız ben değil tıp doktoru olan babası da söylüyordu ve çevremizdeki tüm insanlar bu konuda hemfikirdi. Aslında hep tam bir çocuk gibi davranıyordu tıpkı benim gibi dışa dönük çok neşeli ve hareketliydi ama bazı anlarda öyle cümleler kuruyordu ki hepimiz donup kalıyorduk. Kelimelerle ve renklerle arası çok iyiydi. İlk pazılını henüz yaşını doldurmadan çözmüş ve 1.5 yaşında tüm renkleri ara renkler de dahil olmak üzere öğrenmişti. Ama en unutamadığım henüz 5 yaşındayken tıpkı da sizin kitabınızda hayal ettiğiniz gibi az daha bana kaza yaptırmasına neden olacak o sözlerdi
. Bu gün gibi hatırlıyorum yuva çıkışı onu ben almıştım. Arabada havadan sudan sohbet ediyorken bir süre ikimiz de sessiz kalmıştık. Yoğun bir trafik vardı ve günbatımı yerini karanlığa bırakıyordu. Bir ara dikizden baktım huşu içinde gökyüzünü seyrediyordu . Ne güzel renkler değil mi canım dedim , O dalgın bir ifadeyle dikizde benimle gözgöze geldi ve
” annecim biliyor musun bu hayat bir kitap” dedi.
Henüz 2000 doğumlu kızım çılgın bir metefor yapmıştı. Şok geçirdim “nasıl yani?” dedim.
“Bak işte bir gün yaşadık , yedik, içtik , güldük ağladık, şimdi akşam olacak ve uyuyacağız yani kitabımızı kapatacağız. Yarın yeni bir gün ve yeni bir sayfa açacağız kitap bittiğinde hayatımız da bitecek. Her yaşam bir kitap ” dedi.
Boşanma dönemimde, kızımla gittiğim psikolog anlattığım bu ve benzeri anektodlardan etkilenmiş ve kızımı teste sokmak istemişti. Sonuç kızımın üstün yetenekli olduğuydu. Bu yetenek daha çok ham zeka denilen yaratıcılık yanı üstün olan anlamındaydı.
Ya da ben sizi okuyana kadar sadece bu kadar sanıyordum. Ama dün gece kitabınız bittiğinde öylece kalakaldım . Kızımın bana tüm öğrettikleri ve basit ama yumuşacık söylediği tüm o üstün anlamlı sözler üşüştü beynime. En basiti geçen sene kursta yaptığı ada…
Üstün yetenekli çocuklar için İ.Ü Eğitim Fakültesi bünyesinde düzenlenen eğitim sınıfında geçen kış “küçük prens” okutuldu ve aldıkları ilhamla kendi adalarını karton üzerinde yaratmaları istendi. Hepsi oyun hamurundan, kapaklardan,folyolardan aklınıza gelebilecek her şeyden muhteşem adalar yarattılar.
Süpriz kızımdan geldi.Kendisine verilen kartonu ortadan ikiye ayırmış , iki kartonu da dört ucundan delerek ve bu deliklerden geçirdiği iplikler marifetiyle iki katlı bir ada yapmıştı. Pamuklarla yaptığı alttaki adası kışı ve uykuyu, rengarenk yünlerle yaptığı üstteki adası ise baharı ve uyanışı simgeliyordu.
Sunumunu … yaşamdaki amacımız uyanışa sıçramak olmalı bu ancak bilgiyle mümkün….diye yaptı.
Sizin kitabınız bana kızımın da bir indigo çocuk olduğunu farkettirdi. Ve varlık nedenimin onun iyi yetişmesi olduğunu….
Genç kızlığımdan beri deli gibi çocuk istemiştim. Arkadaşlarım beni çağımın dışında bulurdu bu deli çocuk isteği yüzünden. Kocamı gördüğüm gün çocuğumun babası olacağını hissettim. Yine arkadaşlarım uyardı , çok uyumsuz olduğumuzu söylediler ben ne kadar neşeli dışa dönüksem “o” o kadar sessiz sakindi. Onlar haklı çıktıklarını sandılar çünkü gerçekten de uyuşamamış ve ayrılmıştık. Oysa gerçekte haklı olan bendim ; kızımı bana hediye eden, ona benim sahip olamadığım ağırlığı ve sakinliği sunan oydu.
Biliyorum lafı çok uzattım. Ama sanırım bu ” evreka evreka ” haykırışlarına artık alışmışsınızdır .
Sonuç olarak Siz ve kitabınız;
- yalnız olmadığımı,
- nasıl olduğunu bilmeden bildiğim ve biran bile doğruluklarından şüphe etmediğim kuralların ve inanışımın gerçekte Kur’anın evrensel hükümleri oluğunu ,
- bu nedenle bir dinin mensubu olduğumu , adının da İslam olduğunu
ve asıl önemlisi dünyaya gelmesine neden olduğum kızımın da mesih’in ordusunun bir neferi olacağını müjdelediniz.
Sonsuz teşekkürler Size
ve birkez daha bana kitabınızı önererek “Ufk’umu” aydınlatana
ve bir kez daha, sizi bana tanıtarak “ufk’umu” açana….
Kıskançlık Üzerine Bir Kurantum Güncellemesi…
Bizim evde hayatla ilgili, insanlarla ilgili önemli bir sohbet oldu. Bahar’la konuşuyorduk. İhtiyaç üzerine, insanlardan ve olaylardan bahsederken, birbiriyle ilgisiz olayların kıskançlık torbası içinde toplandığını farkettim. Birbiriyle ilgili ilgisiz pekçok şey tek kelimeyle adlandırılır haldeydi. Yaşam biçimimize şekil veren modernizmin anadili İngilizce’den farklı olarak, içinde yaşadığımız Türk-İslam medeniyetinde, farklı kıskanımsı olgulara farklı teşhisler yapabilmemizi sağlayacak farklı kavramlar var. Bunları bir cetvelin üzerine dahi yerleştirebiliriz. Birbirlerini o kadar tamamlamaktalar.
Kıskanmanın 2 farklı formasyonu:
1. Gıpta.
2. Haset.
GIPTA senin birisine imrenmen… Ya da birisinin sende olanlara öykünmesi. Gıpta, istemenin farklı bir çeşidi. Hayal kurarak değil, görerek istemek. Birinde gördükçe istemek. Gıpta, kendi formasyonu içinde pozitif yük taşımakta. Gıpta, olumlu ‘kıskançlık’. İstemenin en muhteşem şekli olmasa da, kendi isteklerini başkaları üzerinden değil kendi ruhun üzerinden tanımlamak varken gıpta, az gelişmiş bir talep teknolojisi olsa da, sonuçta o bir isteme biçimi.
Yabancı dil konuşabilen insanlara gıpta edip, imrenebilirsin. Bu bir kıskançlık olarak değerlendirilemez. Ya da örneğin bir insan kardeşinin geldiği yerlere gelmeye imrenebilir. Üzerinde tereyağ gezdirilirken bir iskender tabağı görürsen onu da isteyebilirsin. Gıpta, insanın çok fazla da elinde olan birşey değildir. Sevdiğin bir yemeğin ağzını sulandırması kadar refleksiftir. Çok donanımlı bir ruh, gıptaik istemeyi hayatından söküp atabilir. Atabilir. Atamamış da olabilir. Kıskançlığın diğer formasyonuna bakılınca, gıptadaki masumiyet çok net çıkar ortaya.
HASET… Kıskançlığın magma tabakası. Haset, cehennemî istek. Gıpta ederek imrenmek ne kadar masum öykünmeler içeriyorsa, Haset bir o kadar negatif titreşimlerle dolu. Haset, bir başkasında olana isyan etmek. Gıpta ‘Bende de olsa…’ demekken, Haset daha ziyade ‘Onda da olmasın!’a odaklı. Haset, isyanın en tehlikeli biçimlerinden biri. Negatif titreşen isyan… Dünyanın düzenine isyan etmek insanda pozitif eylemler meydana getirici olsa da, hasedik isyanın ortaya pozitif bir eylem çıkardığı görülmemiş durumda. Haset, kifayetsiz bünyelere özgü olduğu için ciddi risklerle dolu.
Ortada çok net bir durum var. Seninle bir rekabeti var. Ve birşey sende var. Onda yok. Acilen eşitlenmeniz lazım. Çünkü onun nefsi ona böyle emrediyor. Önce eşitleneceksiniz, sonraki aşamada da o sana üstün gelecek… Peki bu eşitlenme nasıl olacak? Muktedir insanlar haset etmezler. Onlar yapabilir ruhlardır. Sadece yaparlar. Gıpta yoluyla da ilham alabilirler. O ilhamı hayata geçirmekte hiç de zorlanmazlar. Cehennemî istek olan hased, kifayetsiz bünyesinden ötürü sende olanı senin elinden alarak ya da yere düşürerek onu kırarak seninle eşitlenmeye çabalar. İki bebek yanyana oynuyorlar. Birisi birinin elindeki oyuncağı elinden alıp, kendisi oynamaksızın yere atıyor. Ve üstelik bu bir sefer olmuş birşey de değil. Bu onun oyun oynama biçimi… Amaç, o oyuncakla kendisinin oynaması değil diğer bebeğin oynamaması… İşte bu, hasedin ilk ayak sesleri. Daha o günlerden birşeyler yapmaya başlamalısın. ‘O oyuncakla ben oynıycam işteee’ diyerek oyuncağı aldı ve kendisi oynamaya başladı. Bu çocuksu bir bencillik içeren, prematüre bir gıpta formu. No problem. Bu cimcimeliği, kardeşi seviyor diye gidip kardeşinin tavşanını boğan çocuklarla aynı torbaya koyamayız, koymamalıyız.
İnsanların sana yaklaşımları veya senin insanlara yaklaşımında çok önemli tahliller sonuçları içeriyor bu iki kavram. Gıpta——————–Haset cetveli. Bu cetvelle insanlarla ilişkilerimizi somut olarak ölçebiliriz. Çünkü kıskançlık olgusuna bu gözlükle baktığında, meseleleri sıfır hatayla ayıklama olanağına sahipsin. Herşey o kadar somuttur ki. Objektivitenin doğru yerlere zumlar, doğru yerlere odaklanırsan. Yeşiller bu yanaaa, kırmızılar bu yanaa. Çok kritik olduğu kadar, çok eğlenceli bir testtir bu.
Bu oyunun sonunda, isteklerinden dolayı masum insanları yargılayıp durduğun çıkabilir ortaya. Ya da sevdiklerim başlığı altında hayatına girmiş nice Brütüs’lerle tanışabilirsin.
BONUS: Kıskançlık olarak adlandırılan bir üçüncü durum ise genellikle sevgililer/eşler arasında ortaya çıkan ve ‘kıskançlık krizi’ olarak yaftalanan durumlardır. Paylaşamama sendromunun kıskançlık zannedildiği durumlar. Bir insan seni paylaşamıyor. Ya da sen bir insanı paylaşamıyorsun. Hepsi bu. Ne gıpta ne haset bu olguyu açıklayamaz. ‘Paylaşamıyorum arkadaşşş… İşte o kadar.’
Burada da ihtiyacımız olan bir paylaşım analizi. Hangi rol, hangi rol ile neyi paylaşabilir neyi paylaşamazın analizi. Ruhun yeni anayasası Levh-i Mahfuz, bunun için harika bir yol haritasıdır. Özgür iradenin ne olduğunu bilirsen, özgürlüğünü güvence altına ancak bu yolla alabilirsin. Unutmayalım. Bir ülkenin sınırlarını güvenlik altına almasının birinci adımı, o ülkenin sınırlarının nereler olduğunu bilmesinden geçer. Önce Misak-ı Milli’ni tahtaya çizer, ancak sonra Kurtuluş Savaşı’nı verirsin…
Kişilerin kişiler üzerindeki hakları üzerine bir örnek. Bir sevgili, kendi sevgilisinin cinselliğini kimseyle paylaşmama hakkına yüzde bin sahiptir.Bir paylaşım ihlali durumunda aynı yatağı hatta aynı evi paylaşmama hakkına da yüzde bin sahiptir. Kullanır kullanmaz, biz elimizde kalem kağıt, insanları kesip biçerek, kimsenin arasına giremeyiz. Biz ancak onlara ancak haklarını okuyabiliriz. Hangi haklarından ne şekilde yararlanacaklarına kişiler kendileri karar verirler.
Bir sevgilinin, sevgilisinde paylaşmamaya hakkının olmadığı durumlar da hiç az değildir. ‘Ben senin kimliğini kimseyle paylaşmıyorum’ hakkı hiçkimsede yoktur örneğin.
Bir kadın oyuncu. Bir erkek oyuncu ile bir film setinde tanışıp evlenmekte. Ve sonrasında artık evli olan kadın oyuncu hiçbir ekranda, hiçbir perdede görülememekte… Oyuncu adam her yerde, arz-ı endam etmekteyken hem de. Belli ki birileri karşısındakinin kim-liğini elinden alma hakkının olduğuna inanmış ve karşısındakini de buna inandırmış. Böyle bir durumda, bir aile sorumluluğu taşıyan bir kadının kabul etmemesi gereken roller olabilir ve eşi olarak bunu kendisinden isteyebilir. ‘Şu sahnelere sahip şu rolü oynamanı eşin olarak istemiyorum’ demeye hakkı yüzde bin vardır. Ancak, ‘Senin oyunculuk yapmanı istemiyorum’ deme hakkı yoktur. Hiçbir irade, hiçbir diğer iradeyi kendi varoluşundan koparamaz. Meslek de varoluşun bir parçasıdır. Burada sıralamamızın hoş olmayacağı ayıplı meslekler dışındaki meslekler, kişi onu gerçekten seviyorsa, onun varoluşundan bir parçadır. Koparılamaz. Kopması ancak kendi isteksizliğiyle, kendi iradesi çerçevesinde gerçekleşebilir. Muhafazakâr kesimlerde kadının, eş kıskançlığı nedeniyle kumaşlara büründürülmesi bir kimlik ihlalidir evet. Fakat kimlik ihlali, sadece muhafazakâr kadınların uğradığı bir zulüm değildir. Not olarak belirtmekte yarar vardır, başı açık kadın özgür kadın demek değildir. Özgür kadın ile Özgür kadın, nelere hakkının olduğunun nelere hakkının olmadığının bilincinde olan ve hakkının oldukları üzerine yılmaz savaşlar vermekten kaçmayan kadın ya da erkektir.
Kim gıptaist?
Kim hasedkâr?
Kim yuvasının b1rliğinin peşinde?
Kim özgür kelle avcısı?
Senin ruhuna özel bir KİM KİMDİR? rehberi…
Yeni yılın ilk işi.
sevgiyle
buRAK özDEMİR
Parmak DJ Herkese Hayırlı ve Mutlu birer 2012 diler…:)
Bozulmayan ‘dayanıklı’ gıda, içinde mikropların bile yaşayamadığı gıdadır.’
Yukarıdaki sözün sahibi olan biliminsanımızın feryadı, bana çok ikna edici ve kulak verilesi bir feryad olarak geldi. Sevgiyle paylaştım.
Levh-i Mahfuz En Çok Bu Sesi Sever: PES!…:)
Tamammm..PES ! Defalarca okudum kitaplarını..döndüm olmadı oturmadı kafamda Kuran’a döndüm.Sırf ne anlattığını anlamak için Bir dha döndüm baktım Kurana..Sana ınanmamak söylediklerinde yanılıyorsun demek için kendi içimde çözümlemeler yaptım sana mesajlar attım..Bak dicektim yanıldın öyle değil böyle.Sayende elime kaç defa Kuran aldım kaç yüz kez okuyup anlamaya çalışıyorum bilemedim.Ama PES ettim …Nihayet yüzde yüz oturdu kafama ve en büyük hayranın oldum senin ama önce KURAN ‘ nın önce Allah ‘ın..Senle inatlaşmıcam artık..Yok buRAK burda yanılıyor olmalı diye düşünmicem..Sağol..Bugün savaşım bitti.Bize toplu hipnozmu yapıyorsun bilemedim..Kitaplarını arkadaşlarıma verdim.Bana geri veremeden başkalarına ulaşmış..Kusura bakma dediler..Yok dedim buRAKta böyle olsun istiyordu gene amacına ulaştı :)
Levh-i Mahfuz Kahraman Amca…
değerine paha biçilmez öz-demirim benim. helal olsun sana canım oğlum. sana yazdırılan kitaplarla gönlümüzü fethetmekle kalmıyorsun. okuyanlara verdiğin cevaplarla da yanlışlarımızı da düzeltiyor sun. seni geçmiş hayatlarından beri eğitip tekamül ettirip bizlere ikram eden yüce rabbimize hamdü senalar olsun. hani sana epeyce bir zaman evvel özel bir okulda çalışırken bir meyil atmıştım. müdürümüzün beni tehdit ettiği konusunda. sende (muhteşem mektup) diye cevap vermiştin. üstelik bu mektubu kur-antum kur an-ı devrim kitabımızda da ebedileştirdinğin için ayrıca teşekkür ederim. sonunda okulumuzun müdürü amacına ulaştı. yani beni işten çıkarttı.iki sene kadar oluyor. işten çıkarılmamın gerekçesi öğretmenlere ve bazı lise son sınıf öğrencilerini levh-i mahfuzu okumaları için yönlendirmek. her neyse şimdi özgürce daha serbest bir şekilde etrafımda ki insanları lev-hi mahfuzu duyuruyor ve daha verimli neticeler alıyorum. ilkönce akrabalarımdan başladım. beni kurantumdan evvel ne kadar samimiyetle dini konularla haşir-neşir olduğumu bilen akrabalarım ve dostlarım kısa bir tereddüt geçirdikten sonra çok şükür kur’an’tum kur’an devrımini sahiplendiler. kendilerini çok mutlu hissettiklerini söyleyerek onlarda dostlarına tavsiye ediyorlar. mutluluk zaten seninle beraber. onun için Allah’tan senin için bütün insanlığa olacak bu kutsal hizmetlerin ötürü uzun bir ömür ve özel korumasını diliyorum…hoşça kal canım kardeşim. … amcan.
Levh-i Mahfuz Mutlu Semazen…
Seninle tanışalı sanırım 3-4 aydan biraz fazla oldu. Tüm kitaplarını okudum sayılır son olarak TDG yi okuyorum . Benim tasavvuf ve dinle tanışmam seneler once olmustu zamanı hatırlamıyorum ama baya bi once bir dergaha gittim, biat ettim, semazenlik yaptım ordan yine semazen olan hatta cumhuriyet tarihimizin meydana cıkan 2.kadın semazeni ile evlendim sonra gruptan bi şekilde atıldım..
(nedenini hala anlamış değilim artık umradada değil) uzun bir dönem ne yapacağımı bilemedim o kadar bağlanmısımki bu nasıl olur diye cok dusundum. Tabi birdaha oraya donmedim ne ben nede eşim kendi yolumuzu boyle sectik.. ama arık bizi ALLAH sevmeyecek,korumayacak gib anlamsız vesveselerle geçti zamanımız.. ve ensonunda anladım bana birşey olmadı eşimede 2. çocuğumuz dünyaya geldi. ve bizim için hayat devam ediyor hemde eskisinden daha mutluyuz..
bununda sağlamasını senin kitaplarınla yaptık.
onca tutsak günlerimizin ardında dünyaya daha başka bakıyoruz ve ALLAH’ı daha çok seviyoruz..
sana Çok teşeKÜR ler
Levh-i Mahfuz ve 2000 doğumlu İndigo…
Ben her gün yeniden dirilişlerin yaşandığı, bunun hayatın doğalı olduğuna inanılan topraklarda büyüdüm. Hatay İskenderun’luyum. Annem bir medyumdu. Hiç zorlanmadan ruh çağırırdı. Bu bizim evimizde çok olağandı. Atatürk en çok çağırdıklarındandı. Sonra bir gece rüyasında “artık onları rahat bırak hayatını yaşa” öğüdünü aldı ve bıraktı. O tarihten sonra da olacakları rüyasında görmeye başladı. Yaşayacağımız her sıkıntıyı önceden bize haber verdi.
O her zaman sizin tabirinizle üçüncü gözü, benim tabirimle gönül gözü açık bir anne oldu. Beni ne kadar çok sevdiğini anlatmak için kullandığı “seni gözümden önce yüreğim – ciğerim gördü” sözündeki gibi…
Ben de biraz ona çektim sanırım. Rüyalarım meşhurdur ve içime doğar birçok şey. Ruh da çağırmışlığım vardır. Kur-an ‘ı okumuştum ama onu maalesef sadece Lafzı olarak algılamışım kriptolarını hiç çözememiştim. Bunu kitabınızı okuyunca anladım.
Ama öte yandan Dona ‘nın tüm söylediklerini biliyordum desem…sizin hiç bir ayet yorumunuz, bana süpriz olmadı , bunlar benim kendi ruhumla çizdiğimi zannettiğim yol çizgilerimdi desem inanır mısınız? …Evet tabi ki de inanırsınız çünkü benim ruhumu “O ” üfledi. Evrensel bilgileri biliyor olmam niye şaşırtsın ki sizi?
Asıl yazma dürtümü ise bu aşinalıklar değil -yoksa henüz 200 sy okuduğumda yazardım- kitabın sonunda yer verdiğiniz indigo çocuklar bölümü uyandırdı. Şimdi ve sayenizde anlıyorum ki ben bir indigo çocuk annesiyim.
Kızım 5 yaşındayken tıpkı da sizin kitabınızda hayal ettiğiniz gibi az daha bana kaza yaptırıyordu. Bu gün gibi hatırlıyorum yuva çıkışı onu ben almıştım. Arabada havadan sudan sohbet ediyorken bir süre ikimiz de sessiz kalmıştık. Yoğun bir trafik vardı ve günbatımı yerini karanlığa bırakıyordu. Bir ara dikizden baktım huşu içinde gökyüzünü seyrediyordu . Ne güzel renkler değil mi canım dedim , O dalgın bir ifadeyle dikizde benimle gözgöze geldi ve
” annecim biliyor musun bu hayat bir kitap” dedi.
Henüz 2000 doğumlu kızım çılgın bir metefor yapmıştı. Şok geçirdim “nasıl yani?” dedim.
“Bak işte bir gün yaşadık , yedik, içtik , güldük ağladık, şimdi akşam olacak ve uyuyacağız yani kitabımızı kapatacağız. Yarın yeni bir gün ve yeni bir sayfa açacağız kitap bittiğinde hayatımız da bitecek. Her yaşam bir kitap ” dedi.
Boşanma dönemi kızımla gittiğim psikolog anlattığım bu ve benzeri anektodlardan etkilenmiş ve kızımı teste sokmak istemişti. Sonuç kızımın üstün yetenekli olduğuydu. Bu yetenek daha çok ham zeka denilen yaratıcılık yanı üstün olan anlamındaydı.
Ya da ben sizi okuyana kadar sadece bu kadar sanıyordum. Ama dün gece kitabınız bittiğinde öylece kalakaldım . Kızımın bana tüm öğrettikleri ve basit ama yumuşacık söylediği tüm üstün manalı sözler üşüştü beynime. En basiti geçen sene kursta yaptığı ada…
Üstün yetenekli çocuklar için İ.Ü Eğitim Fakültesi bünyesinde düzenlenen eğitim sınıfında geçen kış “küçük prens” okutuldu ve aldıkları ilhamla kendi adalarını karton üzerinde yaratmaları istendi. Hepsi oyun hamurundan, kapaklardan,folyolardan aklınıza gelebilecek her şeyden muhteşem adalar yarattılar.
Süpriz kızımdan geldi.Kendisine verilen kartonu ikiye bölmüş , iki kartonu dört ucundan delmiş ipliklerle iki kartonu birleştirip iki katlı bir ada yapmıştı. Pamuklarla yaptığı alttaki adası kışı ve uykuyu, rengarenk yünlerle yaptığı üstteki adası ise baharı ve uyanışı simgeliyordu.
Sunumunu … yaşamdaki amacımız uyanışa sıçramak olmalı….diye yaptı.
Sizin kitabınız bana kızımın da bir indigo çocuk olduğunu farkettirdi. Ve varlık nedenimin onun iyi yetişmesi olduğunu….
Genç kızlığımdan beri deli gibi çocuk istemiştim. Arkadaşlarım beni çağımın dışında bulurdu bu deli çocuk isteği yüzünden. Kocamı gördüğüm gün çocuğumun babası olacağını hissettim. Yine arkadaşlarım uyardı , çok uyumsuz olduğumuzu söylediler ben ne kadar neşeli dışa dönüksem “o” o kadar sessiz sakindi. Onlar haklı çıktıklarını sandılar çünkü gerçekten de uyuşamamış ve ayrılmıştık. Oysa gerçekte haklı olan bendim ; kızımı bana hediye eden, ona benim sahip olamadığım ağırlığı ve sakinliği sunan oydu.
Biliyorum lafı çok uzattım. Ama sanırım bu ” evreka evreka ” haykırışlarına artık alışmışsınızdır .
Sonuç olarak Siz ve kitabınız;
- yalnız olmadığımı,
- nasıl olduğunu bilmeden bildiğim ve biran bile doğruluklarından şüphe etmediğim kuralların ve inanışın gerçekte Kur’anın evrensel hükümleri oluğunu ,
- bu nedenle bir dinin mensubu olduğumu , adının da İslam olduğunu
ve asıl önemlisi dünyaya gelmesine neden olduğum kızımın da mesih’in ordusunun bir neferi olacağını müjdelediniz.
Sonsuz teşekkürler Size
ve bir kez daha, sizi bana tanıtarak “ufk’umu” açana…..


