Proplem geçiciydi, giderildi…
Ben bu yazıyı okumadan az önce kapıda ödeme seçeneği ile sipariş verdim.Geç kalacaksa hemen gidip bir kitapçıdan edineyim.Beklemeye sabrım yok.Zira şu kitabı okumak için sabırsızlanıyorum. Napiim??
Güzel eyler…
bebişinin sevincini paylaşıyorum şu an.sevinçten gözlerim doldu.siteye girip tüm eski yazılanları okumaya başladım.kaçırdıgım çok güzel paylaşımlar vardı…sana hep yazmak ve paylaşmak istiyordum içimdekileri.bu güne kısmetmiş..
öncelikle benim levh-i mahfuzla kucaklaşmam tamamen ilahi bir güçle oldu,tabiki hepimizin öyle…kastettiğim,ne senden haberdardım,ne kitaptan,ne söylenenlerden,ne bir tavsiye ne bir yergi…sadece kitapçıdaydım ve o orada pek çok kitabın arasındaydı.hatta çok okunanlardan bir kitap almaya gittigimi hatırlıyorum.
ama kitabını görür görmez o tarafa yöneldigimi,elime alıp dokundugumu,adeta bir kavuşma yaşadıgımı,ve bunu mutlak okumalıyım,mutlaka diye düşündügümü hatırlıyorum.sonrası aynı.dur durak bilmeden koudum.çalıştıgım için çalışma araları,ögle tatillerinde ,pek çoklarının okudukları görülmesin diye açık alanlarda,kalabalık alanlarda okumaktan kaçınmalarının aksine,özellikle buralarda okudum.kimi ne kalın kitap dedi,kimileri agır degilmi kas yapmıyormu dedi,kimisi direkt konusu ne diye sordu bu hiç tanımadıgım insanlar…daha okurken,aynen öyle,bende böyle düşünmüştüm,bunu dah önce bende notlarıma almıştım,haklıymışım dediğim yerler ile ilk kez karşılaştıgım ve nasıl olduda ben daha önce bunu göremedim,düşünemedim dediğim yerler…aglamalar,şok edici bir bilgi ve bazen kendimi elimde kitap ,ne kadar süre öylece donup kaldıgımı bilmeden cansız bir yerlere dalmış vaziyette bulmalarım.ilk kez içimdeki tanrıyla konuşmalarım…ben daha önce de tanrımla konuşurdum,ama o dinleyen ve cevap vermeyen,bense hep konuşandım,bu kez cevaplarda alıyordum,hemde tam gögsümden,kulşagımın dibinden… neden benle daha önce konuşmadın diye sordum,daha önce bana hiç kulak vermedinki,duyasın dedi…
ARTIK ONU DUYABİLİYOR VE ANLIYORUM…Sana teşekkür edilmez,ne desem yavan,eksik bir tadda..sana minnettarım desem az,sadece iyiki varsın…hz muhammedimi sevdiğim kadar seviyorum…baharı seviyorum,buRAK ı seviyorum,hepinizi çok seviyorum..
Bu arada ömrümde ilk defa geçen hafta,yaklaşık16 yıldır oturdugum bu evin balkonunu kendi ve 6 yavrusu için yuva seçen bir sokak kedim ve 6 yavrum oldu..neden ben ,neden onlar,neden şimdi anlayamadım.tam da kendim için yaradandan bir eş,bir sevgili,bir yuva istediğim zamanlarda…bunu anlattıgım bir arkadaşım ,şaka ilede olsa,allah sana yuva veya eş vermeyecek ki al sana arkadaş,bu kedilere yuva ol,sana yuva yok demiş dedi) öyleyse bile başım üstüne…O beni benden daha iyi bilir ve daha çok düşünür diyorum..ne eylerse güzel eyler yaradan…
seninle bir özel hissimi paylaşmak istiyorum.ne zaman yazdıklarını okusam,ne zaman resmine baksam,iç sesim BU ali,Hz ali diyor…ama hep..sakın onu veya hayatını,sözlerini vb.çok bildiğimi,yakınlık kurdugumu falan sanma..yok öyle birşey,aksine hiç bilmem..ama hissedişim böyle…açıklaması zor…
her gün tanıtıma nasıl yardımcı olurum,kimlere daha okutmalıyım diye düşünüyor,ve uyguluyorum.bende ordayım..seninleyim.hepimiz,ben,o,biz,bilmeni istedim..
Farkın…
Sorduklarında;”yaratıcı bir güç var ve O na inanıyorum ama hiçbir dini kabul etmiyorum ” derdim.Kelimelere çok iyi dökemesemde varolduğunu bildiğim mantıklı açıklamaları bu kitapta bulduğum için çok mutlu ve eskisine göre çok daha umutluyum hepimiz için.
Farkındalığımızın sürekli olması dileği ile…
Öğretmen…
geçmiş hayat terapim ise tam bir evlere şenlikti.şu bilinaçtımı kodladıktan sonra olan şey ise evet gerçekten de bir 10 gün kadar insan kendini farklı hissediyor.ama sonra her şey eski haline geri dönüyor.ödedigim bedelleri anlatmak istemiyorum:)velhasıl LM’u okuduktan sonra tüm bunların hepsinden vazgeçtim.hepsinin BATIL bilgiler külliyatı oldugunu idrak ettim.hepsinin yanlış oldugunu ögrendim. ve en önemlisi TEKAMÜLÜN KİŞİNİN KENDİ İRADESİ İLE KAZANILACAK OLDUGU…hipnozla,başkalarının telkinleriyle,kodlamalarıyla degil.hatta içimden madem kuantum terapileri ve diger arınma çalışmalarıyle kaderi böyle kolayla degiştirebiliyorsunuz,insanlara istediklerini kolayca verebiliyorsanız,onları güzel insanlara,hatasız insanlara çevirebiliyorsunuz, o zaman gidin afrikaya,asyaya acı çeken açlıktan ölen,ya da gidin pkk militanlarına bir güzel terapi yapın madem sizin hayatınız bu kadar çok degişti,güzelleşti onlarınkinide güzelleştirin ki sizler sayesinde dünyada mutsuz insan kalmasın dimi ama:)baskın karakterli
sizlerin hayatında degişen tek şey zengin olmanız sadece.üzgünüm ama yanlış yoldasınız.herkesin TEK ÖGRETMENİ VARDIR O DA RAB’TIR. Rab ta Levh-i Mahfuzda dogru yolu açıkça gösteriyor,anlatıyor.şunuda anladım ki kitabımızdan herkes idrak perdesi ne kadar kalkmışsa o kadarını anlayabiliyor… arınmak degişmek istiyorsan artık SURA ENERJİSİ VAR. artık çok netim.zihnim pırıl pırıl bu konularda. LEVH-İ MAHFUZ sayesinde Kaderi sonunda çözdüm.:) kendimi – tabut demedim hiçbir zaman ama- hep bir faunusun içinde hissettim.kader nehrimin hep ters yönde aktıgınıda…kısmet bakalım faunusumdan çıktıgımda ne olacagım
Erkek….
‘Kendisini gölgede hissetmesin,
IŞIĞIN KENDİSİ OLSUN…’
Bu ismi Bahar ilk soylediginde 4 sene once, siddetle karsi cikmistim. Icses yukaridaki sekilde takdim edince o ismi, ikna oldum.
Parmak çocuğa buRAK ismini verdik…
Onu bekleyen keyifli ama bir o kadar da zorlu hayatın üstesinden kolaylıkla gelebilmesine katki olsun diye.
Parmak çocugun pipisini gorduk az once. Hastane kafesinden bildiriyorum dostlarima. Amcalarina, teyzelerine, halalarina ve dayilarina.
Ayaklari ayni babasi gibi cirkin :) Askin gozu kordur, bahar cok begeniyodu ve insallah ayaklari sana benzer diyodu. Tobeee diyodum ben de. Kafa da kocaman. Bilmem kime cekti bu cocuk :)

Kargo…
Kapida odemeli kargolarimiz yeni kargo sirketi ile aramizdaki prosedur anlasmazligindan geri dondu. Yarin gerekli duzenlemelerle yeniden kargolanacak. Geç olsun güç olmasın diyelim ne diyelim.

Prf: Yokuş aşağı devrilmeme pratik fikri…
Bugün bi şöförlük macerası yaşadım, onu paylaşmak istedim. Araba aşırı yüklü bi vaziyette gidiyordum. Yol bilgisayarı keratası öyle bir yola soktu ki beni. Dimdik bir yokuş. Uzaydan görmüyo ki garibim. 2 boyutlu bakıyo yollara. Ve yol tek yön. Dönüşüm de yok. Araba dediğim gibi yüklü. Yük dediğim, çanta bavul falan değil. Hesaplarıma göre yaklaşık 1 ton extra ağırlıktan bahsetmekteyim.
Yokuşa girdiğinde tereddüt edip ayağını gazdan çekersen bittin. Hızlı karar vermen lazım. Kalkışlarda falan zorlanıyo çocuk fakat çıkarız dedim. Dimdik ve uzuuun bir yokuş. Gazladım ve çıkmaya başladık. Çocuk iyi iş çıkardı. Gittik gittik. Yarısı bitti yokuşun. Nefesim tutulu, yola devam. Araba tam gazda lakin artık yavaşlamaya başladı. Şu yokuş bitse artık iyi olur dediğim anda ileride bir karartı gördüm. Yokuşun zirvesine on metre kala bi yerde gördüm karartıyı. Evet. Yolu kazmışlar…
Kapatmışlar sonradan ama hala dehliz şeklinde. Çukura girdim, çıktım, lakin kötü haber, çukura girip çıkınca arabanın bütün ivmesini kaybettim. Zirveye on metre kala, tam gazda bile gram kıpırdamayan, bir ton yüklü arabanın direksiyonunu tutmak ‘güzel’ his. Arkada cıvıl cıvıl çocuklar oynuyorken hele. Çıkmayı bırak frene basıp kaymadan durmayı dahi başaramayacağın bir durumdasın… Peygamber vitesi lafı oldum olası hoşuma gitmiştir. Böylesi bir durumda, peygamber vitesi, peygamber direksiyonu, peygamber turbosu hiçbişeyi kurtaramaz seni.
Arabanın bayır çıkarken son gücünü tüketip de yavaşladığı ve sonra da durduğu, artık gidemediği o halden çıkış… No proplem. Başına gelen olursa denesin. Bir kere soğukkanlısın o süper birşey. İnsanın içinden çıkamayacağı hiçbir duruma inanmıyorsun bu da çok süper. Kişisel gelişim süper, lakin geri geri kaymaya başladın. Direksiyonu biraz kırıyosun öncelikle. Çok kırarsan devrilirsin. Devrilmeyecek kesinlikte kırdın direksiyonu. Geri geri kayıyorsun ve güzel haber arka lastiklerden birini kaldırıma yaslamayı başardın. Araç durabiliyor en azından. Şimdi sana tork lazım. Yükün arkada olduğu bir aracın önden çekişli olması talihsizlik lakin şanssızlığa inanmıyosun neyse ki. Tork yani lastiğe binen gücü maksimize etmen lazım. Patinaj denen şey, topuklayınca güç elde edeceğini sanma gafletine düşenlerin nafile hareketi.
Yüksek tork lazım sana. Gaz tama yakın gaz. Lakin debriyaj yarım olacak. Debriyaj kokusu alacaksın biraz, fakat vakit kokularla uraşmanın vakti değil. Torkun kokusu o. Tam gaz-yarım debriyajla lastiğe gücü bindirdin lakin o da yeterli değil. Yokuşu dümdüz değil bir sağa bir sola zigzaglar çize çize çıktın mı, yolun eğimini azaltmış oluyorsun. Direksiyon bi sağa bi sola derken, hop çıktın işte. Çıktığın gibi, yokuş bittiğinde, kısa yazın da bitmişti. E daha ne olsun.
Bu şöförlük prfsini yaşamak çok hoşuma gitti. Eskiden kilometre ibresini 250′ye vurdurunca elde ettiğin adrenalini şimdi yük çekerek alıyorsun. Demek ki adrenalinin yaşı yok. Motor hacmi de :) Ve bir son dakika prf’si. Babam öğretmişti. Yolda gidiyosun. Sokak aralarındasın. Bi çocuk atlarsa önüne napıcan. Quake oyunu gibi. Her an her yerden birşey çıkabilir. No proplem. Enteresan bir perspektif oyunu. Yola giderken park etmiş arabaların altına bakıyorsun. Tekerleklerine. İsterse park etmiş körüklü bir otobüs olsun. tekerleklerine baktığında aracın önünde kimse var mı şıp diye görüyosun. Ayaklarından yakalıyosun. Uyarıcı not: Bu prf, havada yürüyen kişilerde doğru sonuç vermeyebilir.
:)

Nihat Nakitoğlu ile BASTIR PARAYI AL FETVAYI…
Turkcell isimli dünyanın sayılı teknoloji devlerinden birinin,
Iphone isimli teknoloji harikası üzerinde,
3G frekansından yaptığı
son sistem yayın…
Pek fazla söze gerek sanıyorum.
Paran olacak, satın alacaksın hakkaten.
Üçe beşe bakmayın, konular muhteşem. Her 21. Yüzyıl insanının elzem ihtiyacı.

Dekorlar…
Sevgili buRAK , Dekorlarınıza iyi bakın. okuyunca cok hoşuma gitti. etrafımdaki insanlara bunu anlatıyorum bende. hayatımızdaki dekorlar onun işi. bizim işimiz ruhumuzu geliştirmek diye :)
Çalıştığım şirketten Eylül sonu ayrılıyorum. Temmuz ayında, işimle ilgili bu gelişmeyi öğrendim. Tabi çalışma arkadaşlarımla paylaşıyorum. ayrılıcam iş sürecim bitti diye. oda bir anda gelişti. herkeste “hadi ya ne yapacaksın şimdi ” “hemen iş aramaya başla bulmak cok zor piyasa kötü” gibi (tabi niye ayrılıyorsun. cok üzüldük, işinde çok iyiyidin gibi laflara hiççç girmiyorum :)) bir başak burcu olarak normal görüyorum :)))))
bende bu tüh tühlenmelerin karşısında gayet mutlu bir ifade ile bende gelecek için heyecanlıyım demeye ve anlatmaya, hayatımızdakilerin dekor olduğunu ev dekoru , iş dekoru, gibi .
Tanrı bize öğretirken, bu dekorları gelişim ihtiyacımıza göre belirliyor.Bize düşen dersleri algılamak , öğrenmek ve öğrendiklerimizi yaşamak.
Dekor işleri onun işi ben niye düşünüp tasa yapimm :)
Sanırım diyorum bu işimin bitesi haberini bu kadar önce almamın sebebi etrafımdaki insanlar açısından Ona koşulsuz teslimiyet duygusunda yaşananların nasıl güzel olduğunu, nasıl keyifli olduğunu sunmak oldu. benim açımdanda, bu duyguyu hep hissederdim,ama herşey yolunda giderken hisler havada kalıyor. ama hayat sana zorlu durumları gösterince bu hislerin hala top seviyede olduğunu hissetmek, o çoookk ayrı bir keyifmiş :)
Tüümm herkese sevgilerr:)
Sms…
Peygamber çocuklar kitabın siparişini vermek için bugün internet sayfanıza girdim kapıda ödeme seçeneğini tıkladım bir telofon numarası verilmiş ve o telefonu arayıp sipariş nosu ile birlikte teyit etmam gerektiği yazıyordu.Bende telefon ettim fakat telefona cevap veren yok bir süre çalıyo ve meşgule düşüyor 4 5 kez denedim ama açılmıyor.Ben de kitabı D&R dan aldım.Ben amacıma ulaştım bir şekilde pes etmedim:)Ama bazı arkadaşlar da sitenize girdiğinde aynı sorunla karşılaşıp bu işi daha sonraya bırakabilirler ve daha sonrada unutabilirler.Benden söylemesi:)

Proplem hemen giderildi. Artık kısa mesajla da teyyid verilebiliyor. SMS hattımız: 0530 737 9541.

Mesaj…
Melih abinin en güzel bestelerinden biri diğeri de; “m€s@J “dır..Tıpkı diğer tüm besteleri gibi harikadır..Tavsiye edilir efem..=))
Din dışı…
Ben kendımı dın dısı müslümanlıktan anlamayan bırı olarak düşünüyordum en azından etrafımdakiler beni böyle zannedıyorlardı.Ama anladımkı etrafımdakı en dindar adamlardan biriymişim.Tanrı ‘ nın yaratma amacına uygun olarak her şeye sorarak yaklaşan hiç bir şeyi direk kabul etmeyen biri oldugum için gurur duymamı sağlayan bir kitap, yazarı ile bizzat konuşmaktan daha büyük bir zevk yoktur heralde keşke tanışma gibi bir ihtimal söz konusu olabilse.Oldu da tanışsam bile herkesin okuyacağı bir yerden teşekkur etmek heralde artık bir borç olmuştur.
Bi yanlışlık olmasın…
Ayın x’i, y günü saat 10.00 Kamil Koç için bilet aldım.Varış Ataköy, yol yaklaşık 10 saat sürüyormuş. İnşallah görüşmek üzere selam ve sevgiler…

Bi okuyucumuzdan zaman zaman ‘İstanbul’a geliyorum’ mesajları alıyorum. Bu mesajları daha sonra ‘geldim, bekliyorum, neden gelmedin alacağın olsun’ mesajları takip ediyo. Eee. Orada olmayacağım, orası nereseyse. Onu söyliyim de, bi karışıklık olmasın sonra :) Görüşmesek de buluşmasak da, kalplerimiz beraber efendim.

Yeni…
Bu dünyaya doğmuş olmaktan memnunum. O,nun bana
güvendiğini ve şimdiye kadar yaşadığımız ve yaşayacağımız
hayatı birlikte başardığımızın farkına varmamı sağladı.
Sonsuz teşekkürler.
Gözlerde yaş…
oğlum nice yıllara sağlık ve mutlulukla.iyiki doğdun.seni seviyorum.baban

Yaş 36, yolun beşte biri gitti. Kaldı 144 sene :) Sevgiyle.
Bugün zil çaldı. Pastacı kapıyı iki kere çalar. Adam ciddi ciddi pastacı. Yanlış numara dedim. Yok o telefonda oluyodu. Yanlış adres dedim. Yo dedi.
İçinden bu çıktı. Füffffledim herkes adına. Alkışları duyar gibiyim. Bu arada Emirce’de dadii’likten dayii’liğe terfi ettim. Herşey çok hızlı gelişiyo :)
…
Selam sevgili dostum buRAK…
Yine gecenin, hatta sabahın bir vakti yazma ihtiyacı hissettim. Oysa bilgisayarımı çoktan kapatmış, okumakta olduğum kitabı elime almış, uyuyakalma hazırlığı yapıyordum. Kitabın bazı bölümlerinde okuduklarım karşısında, içimdeki sana yazma hissine engel olamayınca parmaklarım bilgisayarın power tuşuna basıp, klavyede dolaşmaya başladı bile. Sabahın kör vaktinde sana musallat olmamın müsebbibi parmaklarımdır bilesin… :))
Öncelikle, şu cemaat konusundaki açıklamaların için teşekkürler. Hani derler ya, ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir diye. İşte benim hatam nasıl söylediğimdeymiş, açıklamalarınla bunu anlamış oldum. Evet, o veya bu cemaat, eğer böyle bir kitap çıkarabilseydi, değil sadece benim arkadaşlarım tüm ülke ve dahi tüm dünya cemaatçi olurdu. :))
Re…
Selam sevgili buRAK bir arkadaşın anayasa değişikliği ile ilgili sorduğu soruyu yanıtlamamışsın hiçbir yorum yazmamışsın ama çok rica ediyorum bu konudaki fikirlerini yaz ben de çok merak ediyorum.Belki bu site siyaset yeri değil diyeceksin ama siyaset hayatın kendisi olduğuna göre ve biz de sitemizde hayata dair her şeyi paylaştığımıza göre bu sorun olmamalı diye düşünüyorum.Bu arada emirin videosunu çok geç keşfettim tanrım ne kadar şeker çocuk öyle,yanaklarını ısırasım geldi “ditti” diye konuşurken:)
…
merhaba :)
geçenlerde http://www.pearltrees.com adında bir siteye rastladım…
bookmark çok kullananların organize olması için gayet başarılı bir site. işin en güzel yanı ise herkes birbirinin incisini koparıp kopyalayıp kendi veri tabanına alıyor…
GOD diye bir başlık açtım.
Altına sufism ve kabbalah diye 2 ayrı başlık tam göbeklerine de TANRININ DOĞUM GÜNÜ’NÜ koydum…
Benim GOD incimi koparıp açanlar, tanrının doğumgününü de koparmış ve eklemiş oluyor.
Bütün aileye http://www.pearltree.com‘da bir account alıp (çok da kolay) oraya yakışıklı bir şekilde TDG koyulabilir.(levh-i mahfuz ismini bilmeyen çok ama God’s Birthday!! çok ilgi çekebilir)
Ama tercüme işi ne durumda bilemiyorum. Dün bir arkadaşım evde kitapları eline aldı (benimkiler salonda duruyor sehpanın üzerinde, nedense??? :D)
A.aaa… bir kankam 6 ay önce ingiltereden mail atıp okumamı istemişti acaba aynı kitap mı diye sordu kendi kendine. O’dur kesin dedim, türkiyemin akıllı insanı içinde kaynadığı mok kazanından başını kaldırıp etrafına bakamazken yurt dışında yaşayanlar daha net bir görüş ile sallamıyorlar bu konuları diyerek bir güzel tepeden baktım :)))
Arkadaşım bilir beni, sen böyle konuşuyorsan …diye başlayıp notlarını açtı… buummm… aynı kitap elbette…
Hay allah, almadımdı dedi….
Elimdeki son 2 kitabı evimde bana temizlikte yardımcı olan hanımın çok meraklı 15 yaşındaki çocuğuna verdiğim için bir an duraksadım (imzalı kitaplarımı acaba bu kankama versem mi diye) ama baktım kurt içine düşmüş, kıpır kıpır kaynıyor…
Git ver al hemen dedim….
Uzattım değil mi?
Arkadaşlar; http://www.pearltree.com sitesine girip üye oluyoruz, The birthday Of GOD başlığı atıyoruz (Ya da bizim buRAK kardeşimiz ne isterse o olsun) başıyoruz incilerimizi dökmeye ;)
Tercümeeee diye inlemekten bir hal oldum, buRAK kardeşim, ne durumdayız bir bilgilendirsen bizi????
Face…
2 gn önce facebok da tdg ile ilgili bazı yorumlar yaptım..Veeeeee beklenen oldu teker teker arkadaşlarım kitabı btirdiysem okuyup okuyamacaklarını sordu bende kitabın başka arkadaşımda olduğunu kendilerinin de 1 er tane edinmelerini roman tadında bir kitap diil, başucu kitabı olduğunu 1 kere diil 3 5 kere okunması gerektiğini söyledim.Beklenen son siparişler verildi bile:)Kendimi çok mutlu hissediyorum ne mutlu bana bu değişime ,bu uyanışa küçükde olsa bikatkım oluyorsa..Çalışmalara devam diyorum:)
İnteraktif film…
HTML5 teknolojisi, muazzam bir platform. Web dünyasına muazzam renkler getirecek. Bu film de o renklerden biri. İnteraktif bir film. Yaşadığın yeri soruyor. Google street view ‘çekiyorsa’ sizin ordan ne güzel. İstanbul’a ‘bimim ki’ dedi. Belki tekrar denemek lazım. Continue dediğinde filmi bir şekilde tamamlıyor ve muazzam bir şov başlıyor.
Doğumgünü Kediyesi Klavye Kankisi
Döndü dolaştı en rahat yer klavyeyi buldu. Bu sırada bilgisayarda herşey birbirine girmiş. Kimin umurunda :) Klavyeli bi yuva arıyoruz efendim, bu çelimsiz Bengal Kaplanına.
Klavyede ikamet ediyo, bi de fincanin icinden kahve iciyo. Biraksan yazi da yazacak :)
Nedir Kur-an…?
son dönemlerde senden ve kitaplarından kime söz etsem senin Fethullahçı olduğun iddia ediliyor. Ben senin o (veya bir diğer) cemaatten olmadığına can-ı gönülden inanıyor ve gerekli açıklamayı yapıyorum. Ancak maalesef ki yeterli olmuyor. Senden bu hususta bir yazı, bir açıklama beklediğimi bilmeni isterim.

Bu insanlar şaka yapıyor olmasın? Ya da diğer bir ihtimal sevgili dostum, benden açıklama beklediğini söyleyerek senin bana şaka yapıyor olman. O da değil, böyle bir durumda nasıl davranmak konusunda yardım istediğin için soruyorsun.
Acaba bu insanlar, bu cemaatlere nasıl bir iltifatta bulunduklarının farkındalar mı? Şeyh uçmaz mürit uçurur, bu günler için söylenmiş. ‘Böyle olağanüstü bi kitabı bu insanlara mâl ettiğine göre onları çok seviyor olmalısın’ demeni öneririm. Bu gruplar, Levh-i Mahfuz gibi bir eser verebilseler, daha başka ne isterler? Koca koca binaları, kurumları, tvleri, gazeteleri, öğretim kurumları, artık yazdıkları kitapları diyemeyeceğim: koca kütüphaneleri var, milyarlarca dolarları var lakin, okunduğunda hayat değiştiren bir tane Levh-i Mahfuz’ları yok. Bizim matbaaya bi hocaefendinin bi kitabını basma işini vermişler. Deneme baskısı, bakalım nası bi matbaa bu matbaa baskısı, bizim basmakta olduğumuz kitaplardan kat kat fazlaymış. Baskılar bol, ama acaba okuyan var mı? Kitap basmaktan Türkiye’de orman bırakmadılar. İskandinavya’nın ağaçlarına basılıyor artık Türkiye kitapları.
Levh-i Mahfuz’ları yok, ama arkadaşların sayesinde o da olmuş gibi gözüküyor :) Aslında bu bir tesadüf olmamalı. Ben de zaman zaman böyle şeyler duyuyorum. Bunun altında, bu gibi grupların, kendi kara propangaları yatıyor muhtemelen. Karşısında olunca olmadılar, ‘yanında’ olarak insanları kitaptan uzaklaştırmayı deniyorlar anladığım kadarıyla, yeni moda bu. İşleri ne zor. İsterseler neo-nazi desinler, Levh-i Mahfuz’un önünde hiç biri duramaz, duramıyor da.
Bir başka pencere de şu. Herhangi bir grup, cemaat, Levh-i Mahfuz’da anlatılan değerleri savunuyorsa, sorun nedir? Ya da bir cemaat, İslam’daki cemaat kavramını ortadan kaldıran birşeyi bünyesinden nasıl çıkarabilir? Çıkarırsa, ona ‘cemaat’ denebilir mi? Entelektüel faaliyetlerini dedikodular üzerine inşa eden insanlar için şu aşamada yapabileceğimiz birşey yok. Bu gibiler, Atatürk yaşasa ona da F e t h u l l a h ç ı derler. Biz Tanrı olsak kaç yazar, insanlar gene arkamızdan konuşurlar. Bunlar olur, halihazırda olmaktadır, olmaya da devam edecektir. Mesele, çekirdek çitleten kimselerin Levh-i Mahfuz’la ilgili homurdanmalarının, seninle kitabın arasına girip girmediğidir. Girmiyorsa güzel. Giriyorsa, Houston you have a problem. Bu insanlar, şaka gibiler fakat kitapla ilgili özel olarak seçilmişler ve oluşturulmuşlar.
Bu kitap: Levh-i Mahfuz, etrafını bir homurtu korosu sardığında güzel. Her bir ağızdan sesler çıkıyor, fakat sen hiçbirini duymuyorsun. Kur-an’ın sevgi düzlemiyle bir olmuş haldesin. İşte budur. Hani var ya, evlerde toplanılıp Kur-an okumalar… Güzel Kur-an bir tribün şarkısı değildir. Kur-an asla herkesin üzerinde mutabık kaldığı ve hep birden seslendirdiği bir ses değildir. Aykırı onca sesin ortasında, tüm tepkilere karşın okumakta sebat ettiğindir Kur-an. Ve herkese güzel okumalar. Dekorlarınıza iyi bakın.

Müzikler ve maestrolar…
Ah ben… Müzikle, ‘bestecilik’le ilgili satır yazarsın, gönlünün derinliklerinden geçenleri söyleyen ve söyletenlere selam yollarsın. Kadim dostuna, bu işin gerçek erbabına, selam çakmadan, konuyu noktalarsın öyle mi? Bu da benim ayıbım olsun. Tanımaktan, dost olmaktan, aynı dönemde çakışmaktan onur duyduğum müzisyen dostumdan bahsedeceğiz demek ki. Sitem büyük yerden… Maestro derdim hep ona. Maestro aşağı, maestro yukarı. Bi de ‘Beethoven’ derdim. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. O dönem her Allah’ın günü beraberdik. Bu Mac denen aygıt familyasına onun elinden bulaştım. Şirin mi şirin bi nurtopu vardı. O nedir demiştim elindeki küçük bi cihaza seneler evvel. IPod demişti. Ipod?
İlk kitap Yıl 2102′yi okuduktan sonra tanışmıştık. Herkese okuturmuş meğer. Böyle bi zekâ görmediniz, göremezsiniz diyomuş falan. Daha sonra çok ama çok iyi dost olduk. Başak burcu dayanışma geceleri düzenler, burcumuzun ne muhteşem ve aynı zamanda ne ‘alçakgönüllü’ bi burç olduğunu konuş konuş bitiremezdik :) Ben onun melodilerinde inanılmaz bir rock kokusu alırdım. Sonunda onun şarkılarından bi rock albümü yapmaya karar vermiştik. İş bana kalmıştı. Ajansın son günleri. Zaten kopmuşum iş hayatından. İş hayatının üzerime serpiştirdiği ölü toprağını atmak için güzel bi vesile olmuştu. Beyoğlu’nda görüşmediğim, dinlemediğim, birlikte stüdyoya girip daha şöyle daha böyle demediğim rock grubu kalmamıştı. Bitiremesek de güzel projeydi. Yeniköy’e de onun ısrarıyla taşınmıştım. Annemin mezarının olduğu, aslında küskün olduğum bir semtle barışmıştım bu sayede.
Sonra günlerden bir gün hakkın rahmetine kavuştu maestro Melih Kibar.
Bir Beethoven’dan sanat özü almak, muhteşemdi. Onun eşsiz şarkı sözü yazarı ortağı, rahmetli Çiğdem Talu’nun sözleri çok başka bir Türkçe’ydi. Hey gidi maestro… Telefonumda numarası halâ kayıtlıdır. Sanki arayacamış gibi. Her gün bi aradayken, bi anda kabuğuna çekildi ve hiç görüşmek istemedi. Asla ısrar etmem böyle durumlarda. Saygı duyar, ben de kendi kabuğuma çekilirim. Benim Yeniköy’de çekildiğim kabuktan Tanrı’nın doğum günü çıktı. O da meğer geri dönüşü olmayan bir hastalıkla muzdarip olduğunu anlayınca uzak kalmak istemiş. Kendi kabuğuna çekilmiş. Onunkinden de yepyeni bir hayat çıktı…
Onu o halde görmemi istememiş, buRAK diye hep söylenirmiş. Bi gün durduk yerde Melih Kibar diyip uykumdan doğrulmuştum. Telefonunu ara ara, cevap yok. Öldüğü dakikalarmış. Acılı bir yazım olmuştu o günlerde, eş dostla paylaşmıştım. Sonra bi yerlerde çıkmıştı. Hani derler ya, koydu diye. Çok koymuştu.
İlginç birşey. Gitarist bi arkadaşımın, bi gün odasının camına bi küçük serçe konmuş. Ona ‘melih kibarı’ hatırlatmış bir anda. Ve o anda o kuşun ona fısıldadığıyla kalkmış bir beste yapmış. Bana besteyi dinletmişti. ‘Bunu sen mi yaptın??’ demiştim. Güzel şarkılar yapardı kerata. Fakat yüzüne söylerdim. Müzik metallica, Sözler ilkokul 2 :) Fakat bu parça çok başka birşeydi. Kimbilir belki de o serçe, tanıdık bir serçeydi…
Maestro bir gün bak yıllar sonra yeniden beste yaptım dinleyip ipod’unu uzatmıştı. Gemlik-Bozcaada vapurunda. Adı ne bu acayip şeyin dediğimde ‘Sessiz Veda’ demişti. ‘Bu nası bi hüzün be maestro?’ demiştim. O da annesini kaybetmişti küçükken. Anne gibi derin kayıpların, daha sonraları sanatsal bir şelaleye dönüşen yaralar oluşturduğunu tespit etmiştik. Aynı şey sende de var diyordu. Şarkıdaki hüznü o hüzne bağlamıştım. Sonradan düşününce, gerçekten de vasiyet gibi bi besteymiş meğer… Sessiz bir veda.
İki albümü var. Yüzlerce eserinden bir kısmını derlediği. Tavsiye ederim. Bildiğim kadarıyla gelirleri küçük Merve’sine gidiyor. Yadigar ve Saat Sabahın Dokuzu. Bir insanın TRTli yılların, Eurovizyon programlarının jenerik müziği olan Çobanyıldızı gibi bi parçayı yazabilmiş olmasının insanî başka bir açıklaması olamaz. Tanrısal ilham. Ya Sucu Çocuk? Hababam müzikleri… Ağır çalıyorsun hüzün, hızlı çalıyorsun neşe veriyo. Bi başka örneği var mıdır bilinmez. Benim en çok sevdiğim Türk filmi şu turşucu aile: ‘Bizim aile’nin her duyduğumda gülümsediğim müzikleri de onundu. Daha neler neler neler. O yılları o kadar güzel anlatmıştı ki, o yıllarda yaşamış gibiydimdir. Adile Naşit’i anlata anlata bitiremezdi. En çok buna sevinmiştim. ‘Uykudan önce’ kahramanım meğer gerçek hayatında da tatlılar tatlısı bi kadınmış.
Bi hayali vardı. Denizin kenarında, ayışığının altında Steinway çalmak. Gerçek olmuştu bir gece Bozcaada’da. Ben de oradaydım, inanılmaz bir enerjinin açığa çıktığı bi andı. Guns N Roses’ın November Rain diye bir şarkısı vardır. Onun videosu gibi olnuştu gecenin finali. Hafiften bir yağmur çiselemeye başlamıştı. Sonra daha şiddetli, daha şiddetli, daha şiddetli. Açık havadayız. Arabalar 20 metre ileride. Fakat gidemiyorsun. Anlatılabilir bir yağmur değildi. Bu gördüklerimiz yağmur falan değil. Denizde olsan o kadar ıslanamazsın. Öyle bir yağmuru hayatımda hiç görmedim. 360 derece yağıyor, iğne gibi batıyordu vücuduna. Arabalara gitmeye başardık. 4×4′ün kapılarını kapatmıştık ki, karşıdan daha önce yol olan yerden, üzerimize doğru bir ırmak akmakta. Sonra lastik patlamasın mı. Kapıyı açıyorsun aşağısı nehir. Ne gündü…
Maestroya gecikmiş bir selamın vakti şimdi.

Çoban Yıldızı Melih Kibar
Güzel şeyler…
Ya öyle enteresan şeyler oluyo ki buRAK.şöyle ki bi konuda yazıyorum mesela,tv de izlediğim,gazeteden okuduğum ilginç gelen bişeyi paylaşıyorum seninle ve aileyle,ama gitmiyo bi türlü yazdıklarım???vardır bi hayır diyorum..mesela zülkarneyn’in Türk Peygamber olduğunu söylemişti bi programda bi araştırmacı,onu yazmıştım..sonra altın oran’a sahip 3 şehirn Mekke,Kudüs ve İstanbul olduğunu sööledi bi başka araştırmacı,onu yazmıştım..sonraaaa..bu sene didimde tatilde,sahilde okunan kitapların büyük çoğunluğunu Tanrının Doğum Günü ve Peygamber Çocuklar’ın oluşturduğunu yazmıştım..yok yazmadımdı galiba onu ama düşünmüştüm hemen yazmayı..çok mutlu oluyo insan,daha önce hiç tanımadığın,görmediğin birileri benim kıymetlimi okuyo:) nasıl bi mutluluk bu..dönüp dönüp okuyorum buRAKcım..sindire sindire..önümüzdeki hafta yeni siparişlerim olacak inşallah..kendi adıma değişimim ufaktan ufaktan başladı..dahada hız alacak,kanatlanıp uçacak :) takdir edersinki en hakikati anlamak,sindirmek,hayata geçirmek zaman alıyor..bin şükür,milyon şükür,yazana,yazdırana..güzel olacak herşey..çok güzel olacak.
Tesadüf…
TDG Kitabı ile tesadüfen karşılaştım 2 ay önce.Üye olduğumbir forumda tavsiye olunan kitaplar başlığı altında yüzlerce tavsiye olunan kitapların arasında tdg ilgimi çekti ve işden çıkar çıkmaz bir heves heyacanla kitapçıya gittim,kitabın olup olmadığını satıcıya sorduğumda suratı birden bire değişti resmen attı bana aynen şöyle dedi’kızım napacaksın sen o kitabı bize o kitap geldi biz hepsini geri gönderdik’tabi haliyle bende niye dedim ‘kızım kitabın isminde hayır yok tanrının doğum günü vah vah vaaahh sende okuma o kitabı dedi..ben peki dedim ve dükkandan çıktım çünkü orda o satıcıya ne desem boşdu bunu biliyordum.Hemen kardeşimi aradım ve bana kitabı bulup göndermesini söyledim kardeşimde buldu ve bana kitabı yollamadan önce kitabı okumaya başlamış bile ilginç olan benim kızkardeşim dinlere va allaha inancı az olan aslında pek olmayan birisi daha doğrusu biriydi.Sizin kitabınız sayesinde islamave allaha olan inancı tekrar geri geldi:)Lafı çok uzattım ama demem o ki o örümcek kafalı satıcı bilseki o kitap inancını yitirmiş birine tekrar dine bağladı ve bunu siz başardınız bu muhteşem bir şey.Bu olayı o dükkana gidip avazım çıktığı kadar bağıra bağıra o satıcıya anlatmak ve hiçbirşey söylemeden dükkandan çıkıp gitmek istiyorum..
Bu arada kitabı dün bitirdim daha doğrusu acale ettirildim bi arkadaşım devamlı bitmedimi bitmedimi daha diye beynimi yedi ve dün bitirir bitirmez ona verdim ve çevremde kim varsa önüme gelen herkese tdg anlatıyorum size çok teşekkür ediyorum herşey için..
Peygamber çocuklar,levh-i mahfuz tanrının doğum günü kitaplarınız birrbirinden farklı kitaplarmıdır? Levh-i mahfuz ve tanrının doğum günü kitapları hakkında kafam karıştı sanki ikiside aynı kitapmış gibi anladım yorumlardan.Bu konuda beni aydınlatırsanız sevinirim..

Tanrı’nın doğum günü + Peygamber Çocuklar = LEVH-İ MAHFUZ
Hardcover…
Sert kapaklı kitaplarımız gecikti. Kapaklar, sert cilt işlemleri sonucunda tam istediğimiz güzellikte olmadı. Hologramik malzeme ile sert cilt yapmak sağlam bir meydan okumaydı. Sonradan kapaklar yeniden basıldı. Yeni tekniklerle. Tamamdır. Hayırlısıylsa yarın yani perşembe günü çıkıyorlar bu sefer. Bizim işlerimiz daha uzun sürüyor. Mesela. Kitaplar ciltlendikten sonra makina pat pat pat bi kutuya atıyor. Normal kitaplar öyle. Levh-i Mahfuz basıldığı zaman orada iki görevli oluyor ve kitapları pat pat dökülmeden elleriyle alıp yerleştiriyorlar. Ya da kitap kesim işlemleri var. 8 kitap üstüste konuyor. Ve sonra vıjt. Bizde ise tek Levh-i Mahfuz, tek vıjt. Matbaamız fena yoruldu. Ben gittiğimde matbaanın sahibi, elleriyle kendi koyuyordu kitapları cilt makinasına. ‘Bu yılın kitap oscarlarına aday olucaz bu kitaplarla :)’ dedi. Ben de oscar yetmez, yaşam boyu başarı ödülü ister, artık bu kitaptan sonra duayen oldun dedim. Bakalım sert ciltli kitap nası olucak. Ciddi merak içindeyim.
Yeni bir kargo şirketiyle çalışmaya başladık. PTT ile çalışmak gerçekten zorlu. İki gün üst üstüste kitapları almıyorlar mesela. Devlet dairesi. Arıyorsun kurye arkadaşımızın motoru bozulmuş diyo. Yahu 2 gün üst üste? Hanfendi arkadaşınız ne yemiş diyesi geliyo insanın.
Kapıda ödeme seçeneği için bu zorlukları çektik. Okuyucularımızın o kadar kolayına geldi ki bu sistem. Artık kitaplarımızı Sürat Kargo ulaştıracak. Kapıda ödeme seçeneği 1.5 yerine 3 lira olacak. Fakat hızlı teslim sözü veriyolar. Cep telefonunu siteye kaydetmiş okuyucularımıza SMS bilgilendirmeleri gidecek. Kitaplarınız yola çıktı. Geldik bulamadık vesaire.
Yeni projelerde sıra Kişisel Devrim Kartları’na geldi. Nihayet. Bu kadar istek göreceğini hiç tahmin etmemiştik. Muazzam ilgi gördü. Dizayn anlamında radikal yenilikler olacak. İçerik anlamında da. Pek yakında.
Yüzyılın Levh-i Mahfuz projesi ise yılbaşından sonra hayata geçecek. 2011 projesi. Süper kompiterin yanında ayrıca bi de sıfır km. araba parası daha gerekecek. Proje büyük malum. Bizim kumbaradaki bozuklara epey iş düşecek.
Yeni bi kitap formatı üzerinde çalışıyorum. Aslında üzerinde çalıştığım çok şey var. Bazen aynı anda yapmam gereken o kadar çok şey oluyor ki, beyin pes ediyor koltuğa öylece yığılıyorum, hiçbirisini yapamıyorum. Geçen bi yazı yarım kalmış sitede. Yazmıştım fakat kaydolmamış. Silinen kısımda ne yazdığım konusunda tek satır hatırlamıyorum. Yaşlılık işte.
An itibariyle iphone 4′üm var :) Muazzam bişey. Ekran çözünürlüğü retina çözünürlüğünde. Gerçek hayatla ekrandaki görsellerin piksel sayıları aynı yani. Büyüteçle baktığında bile küçük noktacıkları göremiyosun. Ve daha bi sürü şey.
Bir hafta kadar sonra bizim ufaklığın jinsiyetini öğreniyomuşuz galiba. Bahar çok sabırsız biran önce doğsun, büyüsün, ilkokulu bitirsin, üniversiteye gitsin istiyo :) Sonra da üzülüyo, evlenip gidecek bizi terkedicek diye. Bahsettiğimiz kişi 4 aylık embriyo. Şimdiden tekmelerini sallıyo. İlk tekmesini de bahara sarıldığım bi anda attı. Kerataya bak sen. İlginç birşey. Baharın beslenmesi tamamen bir bebek beslenme düzenine dönüştü. Saatleri bile ona göre. Anne yiyor ama aslında bebek yiyor. Gerçekten inanılmaz bişi. Anne ile çocuk bir. O yiyor, 10 dakka sonra da öbürü. Sevdiği yemekler falan var. Anne, çok sevdiği bir yemeği tedavülden kaldırabiliyor. Sonra hiç aklına gelmeyen bir şeyi yemeyi istiyor. Bedenini bir başkası ele geçirmiş. Halk arasında aşerme denerek yüzeyselleştirilmiş şeyin altında bir mucize gizli. Hamile anne, gırtlağına düşkün hale geliyo. Anlattıkları bu. Tamam da gırtlak onun değil ki?
Zaman bi türlü geçmiyo diyo. Ben de ona diyorum ki, kirayı düşün. Nası bi anda hemen geliyo? İşte 5 kira daha ödiycez, [hayırlısıyla] gelicek seninkisi diyorum :)
Çocuğun jinsiyetini öğrendiğimizde belki adını da paylaşırım. Maç saatinde karar veririz. Dışardan biz vermedik ismi, içeriden kendisi geldi.
Emir isimli güzellik konuşuyo. Hem de şakır şakır. Anne, baba, hala, dede, ağaç, lego falan diyo. Ama en güzel anenne diyo bayılıyorum. Ben de ananeme, anenne demeye başladım. Annennem, mutfak harçlıklarından artırdığı paralarını biriktirip bana harçlık olarak veriyo halâ. Geçen doğumgünümü şaşırmış. 100 lira uzattı. Bu ne anenne dedim? E doğumgünün ya oğlum dedi. Heee. Doğumgünüm tabi. Ama biraz erken oldu anenne dedim. Hay Allah tarihleri nası şaşurdum dedi. Bereket versin dedim aldım tabi. Hem doğduğu gün konusunda esnek olabilir insan, bu katılık niye :)
Bu yazıyı bi saat önce yazmam gerekiyodu aslında. Karşı bahçeden bi yavru kedinin sesli tacizine uğradım. Ne güzel çayımı demlemiştim tam. Oh. Yazımı yazıcam. Kart sesli bi yavru mav… Sistematik işkence. Hep aynı periyodda mavlıyo. Töbe töbe. Ghostbusters takımlarımı hazırladım. Büyük kedi kutusu. Büyük yakalama havlusu. Süt ve mama [Albeni yaratmak açısından]. Karşı sitede. Gittim. Dev gibi güvenlik görevlisini korkutmuş. Adam dikkat edin beyfendi o yavru kedi kıhlıyo! diyo. Kıhlayan bi yavru kedi. Aman tanrım! Hepimiz ölüceeez. Bu felaket filmlerinde birisi mutlaka hepimiz ölüceez der. İlk de o ölür zaten. Neyse ben üzerine atlıyorum. Artık kıhlarsa sen beni korursun. Olmadı çevik kuvvet, özel tim, A takımı, elektrikçi, sıhhi tesisatçı falan kim varsa çağırırsın :) Aklıma geldi, bi sıhhi tesisatçı görürseniz sorsanıza. Sıhhînin kelime anlamı ne demek bilen var mı içlerinde?
Yakaladık sonunda. Iphone 4ün led flaşını gözüne tuttum, arkadan da bi vatandaşımız destek verdi. Kutuladık. Kıhlama ki ne kıhlama. Doktora götürdük. Herşeysi sağlıklı. Pireleri de çok sağlıklı. Zıp zıp zıplıyolar. Pirelerin sağlığına ilaç sıkmak zorunda kaldık. Şimdi nezarette. 24 saat geçsin, biraz uysallaşsın, sonra Doğumgünü Kediyesi… Değişik sarıkedi. Aynı bizim Sıpa gibi kıhlıyo. Çok tehlikeli. Tavırları, içinde bi insan var sanki.
Geçen gece salonda uyuyalmışım, uyandım. Yastığımın altında vefat etmiş bir yarasa buldum. Rüya değil gerçek. Bizim kedigillerin bi komplosu sanıyorum. Güzel de bi hayvancık.
Kitapları insanlara ulaştırma konusunda ilk günden beri hep kafamda olan bişey vardı. Tanrı’nın doğum günü var mı dediğinde, Haa? diyen kitapçılara nasıl ulaşılabilir konusu. Okuyucu aile tek tek güzel hakkından geliyo bu haa?ların da. Merkezi bişey de yapabilsek ne güzel olurdu. Bunların bi listesi falan yok mudur dedim durdum. Sonra öğrendim ki bi mercide varmış bunların bi listesi. Resmi bir merci. Telefonlarını aradık taradık bulduk. Aradım. O liste bana lazım dedim özetle. Merci, böyle bi datanın varlığını kabul etmekle birlikte bunu veremeyiz dedi. Yarım saatlik bi sohbet oldu telefonda. Bu datayı veremem ama bi gün buluşalım sohbet edelim dedi. Buluştuk bi gün. Siz sormadan söyliyim, bunu veremeyiz dedi. Bi sürü yazar ismi saydı. Hepsi istemişler, paralar maralar teklif edilmiş. Yok.
Sonra ben çantadan Levh-i Mahfuz çıkardım bi tane. Masaya koydum. Ve biraz konuştum. Mercii, konuşmam bitince buRAK bey sizi Yayıncılık bişeysine başkan yapsak dedi :)
Sonra da çantasından bi usb bellek çıkardı. Bu data sizde olmalı dedi. Gerçekten güzel gönüllü birisiydi. Bişeylerin değişmesinden yana olan birisiydi. Nası sevindim. Usb’yi uzattığı anda, ben çantadan bilgisayar sistemini çıkarmıştım çoktan :) Mission Impossible filmi gibiydi. Taktım. Benim mac kilitlenmesin mi? Çocum hadisene diyorum. Aç kapa, düzeldi neyse. Ciyuvv aldık bilgileri. Türkiyemizin kitapçıları doğumgünü ailesinde.
Bu listeye nası ulaşmalı konusu vardı. 2 aydır da bunun üzerindeydim. Ciddi param gitti. Ciddi dediğim böyle sistemleri dev kuruluşlar milyonlarca liralık yatırımlarla kuruyolar. Biz, Türk olmamızın da avantajıyla, onların yanında esamesi okunmayacak yatırımlarla yapabiliyoruz bişeyler. Operatör mekanizması hepsini tek tek telefonla arayacak. Ve sonrasında da başka başka bilgilendirme olayları yapılıcak.
Kurduğumuz bu sistemle, daha önce sms gönderimleri için, okuyucu ailemizin paylaştığı numaralardan oluşan ‘Arkadaşım bu kitabı okusun’ veritabanı da aranacak. Güzel süprizler olucak bu konuda.
Neyse şimdilik bu kadar stop.









