Merhaba buRAK bey, Tanrının Doğum Günü ve Levhi Mahfuz kitaplarınızı okudum fikrimi şöyle özetlemek istiyorum ”Kişisel kıyametimi mi yaşıyorum acaba? ” :)))

kitap harika…bildiğimiz bilgileri açığa çıkarıyor…bu arada bilmediğimiz gerçekleride öğrenmiş olduk…yüreğinize sağlık…düzen bozmaya devam mmmm:))))

Kurantum…

Levh-i Mahfuz ve yaşamım değişti, gönlünüze, düşüncelerinize sağlık, Kuran tum okuyorum blank Kurantum....

Kurantum Okuyucu Yorumu…

Değerli Kardeşim,

Günün güzel geçsin.

Dün sabah Portekiz’den döner dönmez Bursa  Korupark D&R’dan 2 adet
Kurantum Kuran-ı Devrim’imimizden aldım.Yanımdaki dostuma birini hediye
ettim. Kendi evime girdiğim andan itibaren inan bana başından
kalkamıyorum…

Kardeşim.Bu ne güzellik.

Bedenim Portekiz’den THY ile uçtu ama ,şu an ruhum kitabımızla evreni
habire turluyor…

İyi ki varsın…İyi ki bu ailemiz var.

Yıllar önce Tanrı’nın doğum günü’nü Portekiz’de bitirmek nasib
olmuştu, arada Levhi Mahfuz ve şimdi Portekiz dönüşü Kurantum mucizesine
tanık olmak…

Seni seviyorum.Bu ailenin bir üyesi olduğum için onur duyuyorum.

Kurantum Okuyucu Mektubu…

Sevgili buRAK, gönlüne, ruhuna kocaman yüreğine selam olsun.
Levh-i mahfuz’u okuduktan sonra ”atadan müslümandım, din değiştirdim müslüman oldum” dedim. Büyüsü hala geçmiş değil üzerimden ve hala anlatacak kelime bulamıyorum.
Taş olup kalacak ya da cayır cayır yanacak inançlarını fazlasıyla benimsemiş, öbür tarafa gidince kirpiklerimizle tuz taneleri toplayacak bir çocukluktan geldim bende. Fazlaca korkularım vardı, kendime bile belli etmediğim. Fazla dini insanların ‘inançsız’ sıfatlarıyla kırıldığım günlerde olmuştu zamanında. İçimde sadece aşk vardı. sonsuz sınırsız bir aşk. neye, kime olduğunu bilmedğim, nasıl akacağını kestiremediğim bir aşk vardı damarlarımda. ve biliyordum içimde biryerlerde. O bana kıymazdı, O beni yakmaz ve incitmezdi.O beni, benden ve herkesten çok severdi.Ve benimde yaşamımda hepimiz gibi mucizeler oldu. (02.02) :)
O Kitap, hayatımın ve Şah damarımın gerçeği, tüm inançlarımı altüst edip, zirveye yerleşen, hücrelerimi sonsuz sevgiyle raksettiren O Kitap beni ”hayat” gerçeğine ulaştırdı. Oynadığım oyunu anlamamı, ve oyundan oyun bahçemden zevk almamı, kendimi af ve kabul etmemi ve en derinden sevmemi sağladı. İlk sayfalarda ”yok canım! Töbe töbe! mümkün mü, acaba! ‘ya gerçekse’ ” lerle başlamış olsamda kısa süren şoktan sonra o okyanusta nefesim kesile kesile yüzdüm. İnanılmaz keyif alarak, sevgisini damarlarımda hissederek, kendimi sorgulaya sorgulaya, ve hiç bilmediğim gizli bahçelerime giderek ilerledim. zaman aldı hazmetmem. ve hala devam ediyor. tam anlamıyla devrim yaptum diyemem, fakat çok fazla değişim yaşadım zevk alarak.Ve çok inandım O’nunla konuşmalara, bilginin gerçek KAynağından geldiğine ve hiçbirinin kurgu olmadığına. yapılan yorumlarda ‘kurgu’ kelimelerini görüp, senden bir cevap göremeyince içten içe küstüm, kırıldım :) biliyorum diyordum kendi kendime. Bu gerçek.Bizzat Tanrı katından. mümkün değil, bir insan zekası bu kadar Tanrısal açıklayamaz:) Ve Kur’antum Kur’an-ı Devrim’de röportajını okuyunca gözlerim sevinç çığlıkları attı resmen:) Neden bu kadar takıldım bu kısma onu da bilmiyorum. Kitabı elime ilk aldığımda beyaz sayfalara olan zevksizliğimden biraz bozuldum :) ve DONA’yı aradım. O kadar cok alışmışım ki o şefkatli ”küçüğüm” sözcüklerine. ve senin dünyanın en eğlenceli sorularını soran sevimliliğine. ikinci bozgunum bu oldu. Normalde sırayla olkurum sayfaları asla ve meraktan çatlasam bile arka sayfalara bakmam ki heyecanı kaçmasın. ama inceledim. ilk gördüğüm şey dövmen oldu ve çok kıskandım, canı tatlılardan olan ben ”evet! hemen yaptırıcam” dedim :) sonra D.ona. gülümsemeye başladım. röportajını okuduğumda helal olsun dedim. ve bu hızla ilk sayfalara dönüp son sürat ilerlemeye başladım. ve okudukça kendi yüreğimden utanacakken ”kıyas” konusu cıktı karşıma :) herşeye önceden cevap vermiştin sen. Kendi korkularımı bilip, senin korkusuzluğunu gördükçe ne cok güldüm kendime bilemezsin. Teşekkürlere bile önceden cevap vermiştin. ve farkettim ki aslında seni okumakta inanılmaz keyifli hatta muhteşemmiş.
Söyleyecek çok sözüm var, dile gelmek için birbiriyle yarışa giren. Bu aşkın zerrelerimde yarattığı şahane duyguları sıraladıkça, ve dillendirebildiğim sürece ”yaşayacağım” hissede hissede .
02.20 :) Bİz’i seviyorum.O’nu seviyorum.ona aşığım, kendimi derinden seviyorum.
Ruhuna sevgilerle

Levh-i Mahfuz Kurantum Okuyucu Sorusu…

İnşallah yeni çağcılarla bir alakamız yoktur, zira kitap gerçekten kader değiştiriyor…

*****

Ne Levh-i Mahfuz ne Kurantum. Bizim sonu -cı, -cu, -cü ilen biten hiçbir kelimeyle hiçbir ilgimiz/alakamız yoktur. Biz, fikirlerin, düşüncelerin arkalarında hiçbir -cı-cu-cü olmadan da yaşanabileceğini göstermek için buradayız. Yaratıcı fikir ve onu yaratan öz. Biz sadece bu ikisiyle ilgileniriz. Kimseyi tanımayız. Ağaç değil meyve yeriz.

:sevgiyle

Kurantum ile sevgi…

Selamlar buRAK kardeşim. Kur’antum Kur’an-ı Devrim hepimize kutlu olsun. Yüreğine, ruhuna, zihnine ve eline  sağlık.  Yeniçağ bakış açısını ve yaşama biçimini ufkumuzun önüne alabildiğine samimiyetle seren bu hakikat sesi, eminim hepimizin sadece kulaklarında değil, yüreğinde ve tüm hücrelerinde çınlayacak. Bu bir aşk. Biz doğum günü sevgilileriyiz.

Dün gece sevgilim ve ben neredeyse sabaha kadar bu aşkı paylaştık. Ellimizde Kuantum Kur’an-ı Devrim birbirimize okuduk. Güldük, hüzünlendik, en çok da düşündük. Yepyeni nöron bağlantıları beynimizde şıkır şıkır yandı. Hakikatin sesi ses verince, beynimizin hücreleri saygı duruşuna geçiyor, bunu bir kez daha anladık. Allah bizi bizden ayırmasın.1ir’lik beraberliğimiz kurantum’un ışığında dalga dalga yayılsın.

Kurantum Okuyucu Mektubu…

Sevgili buRAK,

Çocukluğumdan beri çok kitap okurum, ama 7 yıl öncesine kadar sayısını bilmediğim onca kitap arasından seçtiğim tek bir başucu kitabım bile olmamıştı. Hatta bir kitabı, ödünçten geri gelmiyor diye onlarca kez yedeklediğim hiç olmamıştı:) O Kitap tüm BENliğimle okuduğum tek kitap oldu. Şimdi başucumda, salonumda, kütüphanemde, valizimde…Az önce ise tüm BİZliğimle Kur’antum’u bitirdim. Koltuğa uzanmış kitabımızı keyifle okurken birden bu kitabı okuyacak başka zihinler aklıma düştü. Kalpleri mühürlenmişler için ne zorlu bir okuma olacaktı bu, sözler dikenli tel olup batacak mıydı? Nefretleri daha da mı artacaktı? derken kitabın sonundaki Arapça yazıyı gördüm:))) Evet, kesinlikle olacak olan buydu.

Bakmayın öyle rahat halime kendi muhasebemi de yaptım okurken. 7 yıllık bu süreçte işimi, eşimi ve dostlarımın çoğunu değiştirmedim, yani öyle karşıdan bakıldığında radikal görünen değişimler yaşamadım. Çok şükür, mutlu olduğum için. Dinimi de çocukken kendim seçmiştim, kayısı ağacına tırmanmış gün batımını seyrederken “Allah’ım nüfus cüzdanımda dinim İslam yazıyor, ama ben orada yazdığı için ya da beni cehenneminde yakacağından korktuğum için değil, şimdi, şuan sana gerçekten inandığım için müslüman oluyorum” deyip şehadet getirmiştim. (Budha diye birisine de İncir ağacında ilham gelmiş, ama ben ondan etkilenmedim, dediğimi de hatırlıyorum:)

Hep inançlı biri oldum ama ben çocukluğumda yaşadığım o günün heyecanını yitirmiştim, spritüelizmle ilgili kitaplar okudum, birkaç basit soruyla tüm felsefeleri yerle bir oluyordu. Kur’an-ı anlamaya çalışıyordum, kafa patlatsam da çözemiyordum. O halimle de korkularım yoktu, ölümle, yaşamla da sorunum yok, derdim. Sonra O Kitabı okudum, tüm sorularımın cevap bulmasının verdiği HEYECAN ve huzur, ardından tekamül çabası…buRAK’ın günlük üzerinden yazdıklarıyla kendimi törpülemem, önyargılardan, tampon bellekten kurtulma çabaları…Kur’antum’u okurken tüm bunları düşündüm. İyi, duyarlı ve dürüst bir insan olma yolunda ama atalet içinde yaşıyordum. Kitabımızın yanı sıra günlüğün de üzerimde büyük etkileri oldu. Bakış açımın ne kadar değiştiğini gördüm, iyi bir insan olduğumu düşündüğüm günlerde aslında ne kadar çok eksiğimin olduğunu farkettim. buRAK bizi dinlediğin ve gerektiğinde yumruğunu vura vura yanlışlarımızı bize gösterdiğin için kendi adıma çok teşekkür ederim. “You are my true North” (kızma bir film repliği sadece:)

Şimdi heyecan var hayatımda, yatağımdan heyecanla kalkıyorum, heyecanla dua ediyorum, heyecanla işimi yapıyorum. Sanırım bunun bir adı da yaşama sevinci. İnsanın yaşama sevincini yeniden kazanması devrim midir? Ben bu devrim işini yanlış mı anlamışım?

Aslında tek dileğim her okuduğumda gözlerimden yaşlar akıttığım şu ayeti gerçekleştirmiş olarak Rabbim’e dönebilmek.
“Ey mutmain olan nefs. Sen Allah’tan, o da senden razı olarak rabbine dön” Fecr 27, 28.

Kurantum Okuyucu Macerası…:)

Hayatımda gecenin 2:00′sinde ilk defa kitap aldım. Taxim mephisto’ya attım kendimi ve Kurantum nolur hayatımın bu gecis doneminde ilac gibi gelsin dedim..Gecenin koru ve beraat kandili olması bi tesaduf olmasın..ki hicbisi tesaduf diildir dimi..

Kurantum Okuyucu Mektubu…

14 Temmuz Perşembe günü ben, ölümün sesiyle uyandım. Önce alçaktan uçan bir jet geçti diye düşündüm, bir de bazen kamyonlar anayolun biraz bozuk yerinden geçerken kasalarından ses gelir genellikle. Ard arda gelen bu sesler bana gayet sıradan geldi ama beni uyandırmaya da yetti. Ben de biraz odamda oyalandıktan sonra salona gitmek üzereyken birden her yandan helikopter ve siren sesleri gelmeye başladı, aceleyle çıktım ve kardeşimin peşinden gittim. Sahil şeridi arabalarla doluydu ve insanlar panik halindeydi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken kardeşim, komşumuzdan denize bir uçak düştüğünü öğrendi.
Bütün diğer merak içinde olan insanlar gibi biz de deniz kenarına gittik. Kıyıdan yaklaşık 50mt uzağa düştüğünü söyledi olayı görenler. İnsanlar şok ve panik içindeydiler. Askeri helikopterler, pilotların uçak düşmeden atlamış olma ihtimali yüzünden etrafı kontrol ediyolardı sanırım. Ama olayı görenler uçağın evlerin üstüne doğru geldiğini ve son bir hamleyle burnunu denize doğrulttuğunu söylüyolardı. Pilotların bile bile ölüme gittiğini anlamak için dahi olmak gerekmiyodu.
Sonra bir helikopter kıyıya dalgıçları indirdi. Belli ki askerleri denizde arayacaklardı, dakikalar geçti, saatler geçti kimse askerleri çıkartmadı. Sonradan anlaşıldığı üzere enkazı çıkartmadan askerleri de çıkaramıyolardı.
Yol kenarında bir sürü insan vardı. Güzelbahçe, tarihinin en büyük çaplı spontane toplantısını yaşıyodu. Bir yandan insanların kimi merak ve dehşet içinde, kimi ise merak ve dedikodu peşindeyken ve deli gibi esen rüzgar dolayısıyla arama kurtarma işi yetkilileri zorlarken o diğer iki askeri gördüm. Öbür uçakta eğitim uçuşu yapan arkadaşlarıydı onlar, yüzleri kararmıştı resmen ikisinin de ve her nasılsa kağıt gibi bembeyazdı. Diğerlerinin de onlardan pek farkı yoktu.
Helikopterler sağa sola indi, kalktı. Etraf daha çok asker, daha çok polis ve jandarma ve tabi ki de gazetecilerle dolup taştı. Sahil güvenlik bot ve tekneleri enkazın yerini belirledi, akşama doğru ise askeri bir gemi enkazı çıkardı ve herkes evine dağıldı.
Bunlar olurken de kıyıda toplaşmış insanların bazıları işi komplo teorilerine vardırdı, bazıları ben olsam iki saate enkazı bulup çıkarmıştım diye atıp tutmaya başladı, bazıları kazayı görmedikleri halde gazetecilerin etrafında bağıra bağıra kazayı arkadaşlarına anlatırken kendilerini –nasıl olduysa- kimi kameramanlara olayı anlatırken buldu. Kıyıya eldiven, kağıt parçaları ve uçaktan ufak tefek parçalar vurdu. Geri kalan insanlar merak, dehşet ve üzüntü içinde saatlerce beklediler.
İnsanların neden Kuran*ı Devrim’e ihtiyaç duyduğunu çok açık bir şekilde gördüm orada. Ölüm bir son çoğumuz için, ardında ne olduğu hakkında pek anlaşılır bir açıklama da yok. Garip adamların acayip dini açıklamalardan başka. Ama bi cevap olmalı değil mi? Cevap burada işte milyon tane başka soru barındıran ama gerçekten aklını vererek okudun mu su gibi billur ve en derin okyanusları yanında su birikintisi kadar sığ bırakacak kadar sonsuz derinlikte bir cevap veya cevaplar silsilesi. İnsanlar korkuyolar çünkü bilmiyolar. Adalete inançlarını yitirmek üzereler çünkü resmin tamamını en azından görmeye ihtiyaçları olan bölümünü göremiyolar. Yakın zamana kadar bu kkd ailesinin her bir mensubu da öyleydi sanırım.
14 Temmuz Perşembe günü ben, ölümün sesiyle uyandım ve kesinlikle yalnız değildim. Dünyada o kadar çok insan bu ve benzeri seslerle uyandılar. Ölümlerin bi kısmı anlaşılamadı, bi kısmı görmezden gelindi, bi kısmı insanların gözüne sokuldu, bi kısmı insanları mutlu etti, bi kısmı insanların yüreğini yaktı ve dağladı. Ama hepsi de oldukları andan başlayarak unutulup hatırlanmamaya, yok sayılmaya çalışıldı. Üstünden saatler ve günler geçtikçe normalleşti. İnsanların normalleşmeye –artık normal de nasıl bi şeyse- çalışmalarını suçladığımdan değil aslında bu evrenin standartlarına göre ne kadar normal ve kaçınılmaz bi şeyden deli gibi korkup dehşete düştüğümüzü görmek çok garip ve üzücü. Aslında hepimiz ölümden yalnızca bir an uzaklıktayız; maddi hayat denkleminin şaşmaz sonucu ve en çok merak edilen bilinmeyeni ölüm bizi teğet geçtiğinde ancak, yaşamın değerini daha iyi anlıyoruz.
Şu insan denilen canlı çok acayip özelliklere sahip ama en acayip özelliği de bu akıllara sığmaz evreni, evrenin sakinlerini, yaratıcısını hadi onları bırak kendini bu kadar sıradan karşılıyo olması. Ama bi yandan da sıradan karşılama yeteneğimiz olmasaydı beynimiz aşırı yüklemeden erirdi herhalde. Yani sana Allah kolaylık versin buRAK. Ne kadar çetin bir işle uğraştığın gün be gün daha da iyi anlaşılıyo ama diğer yandan da bi fikrimiz olduğu söylenemez ne de olsa herkes kendi yolculuğunu yaşayabilir ancak. Yine de her zaman anılarımızı paylaşabiliriz sanırım.
Kısacası, bu uzun yazıyla yer işgal etmemin nedeni “insanların bu projeye -gerçeğe- ne kadar ihtiyaç duyduğunu yaşayarak görüyorum ve şükürler olsun ki sayende her an büyüyen, binlerce kişilik bir ailenin içindeyim” demeye çalışmaktı. Ama güzel olduğu kadar çılgın, zor ve belirsiz dönemeçlere sahip bi yol bu. Yine de şu insan denilen ve çok acayip özelliklere sahip olan herhangi bir canlı olarak; inşallah, yolumuzun mutlu sona varacağına inanıyorum. Bu arada kkd yi bitirmek üzereyim ellerine aklına ve kalbine sağlık buRAK, yine muhteşem bi kitap olmuş.

Burası Tanrı'nın doğum gün-lüğü     ...