Levh-i Mahfuz Kurantum ve Pazarlama…
Gerçekten okulu çok başarılı bir derecede bitirmişsin gerçek bir pazarlamacı olmuşsun tebrik ederim pazarlama hocaların seni çok girişimci bir o kadar da yetenek olarak görüyor bravo…
*****
Güzel kardeş, senin Levh-i Mahfuz’dan önce pazarlamanın ne olduğunu öğrenmeye daha çok ihtiyacın var.
İçerik kalitesi ile Sunuş kalitesi.
Sen bunların 2si arasında 1 tercih yapmaya inandırılarak mezun edilmişsin. Bu durumda seni bekleyen 2 akibet var;
Akibet 1: Bir gün çok iyi bir içerik yaratacaksın ve o çok iyi içerik onu insanlara doğru takdim etmeyi beceremediğin için evindeki kütüphanende yıllanacak.
Akibet 2: Gene bir gün içi bomboş bir muhteviyat yaratacaksın ve yarattığın içeriğinin ne kadar boş bir içerik olduğunu bildiğinden ötürü BÜYÜK BİR ‘PAZARLAMA’ DESTANINA imza atacaksın.
Senin ürettiğin o şey herkeste olacak. Ama o ürettiğin şeyin içinde hiçbirşey olmayacak.
Senin bu kafayla hayatta ulaşıp ulaşabileceğin -şansın yaver giderek o da- maksimum nokta Akibet 1 ya da Akibet 2′den sadece biridir.
Hem dolu bir içerik üretip hem de onu insanlara en güzel şekliyle sunma mucizesine imza atamazsın.
Ya anlaşılamamış bir yetenek olarak oturacaksın evinde
ya da anlaşılmış bir yeteneksiz olarak sahneyi kaplayacaksın.
İkisinden birini seçersin artık.
Levh-i Mahfuz Kurantum’suz hayatında sana şans ile bol para dilerim.
:sevgiyle
Dünya dünya…:)
Sevgili kardes …
Kitabını aldım suan akuyorum
tek bir sey soyleyeceğim … sen bu dunyAdan değilsin.
sevgi ile kal..
Doğru-lar…
bütün kitablarını okudum kurantumuda okuyacagım fikirlerinin hepsine katılıyorum doğruların benimde doğrularım
Kılıçdaroğlu’na Levh-i Mahfuz gönderenler klübü…:)
hu ya dost .doğrusu sizi tebrik etmeden geçemeyeceğim ,demek sayın kılıçdaroğlunu kitabımızı hediye ettiğimden haberdar oldunuz ,öyle düşünüyorumki ataşehir belediye başakanına ve daha bir çok önemli konumda bulunanlara hakkın aydınlığını canla başla ulaştırdık ki bun aydınlıktan bütün toplumu istifade ettirsinler ve dilleğim odurki bu dostlarında gösterilen hakikat üzerinde olmalarıdır kalıcı sevgilerimle sevgiye bürünmüş olan bütün dostalr
İndigo Mehdi…
…dün gene muhteşem gecelerden birini daha yaşadım! senin vesile olduğun kitaplar açtıkları pencere sahurda içimde yeni doğuşlara sebep oldu. Birden kavradım ki mehdi sadece insanlığın mehdisi değil ..Muhammed nasıl alemlerin nebi ve resülü idi ise mehdi de tüm alemlerin mehdisi..göz yaşlarına boğuldum çünkü Tanrı ile en kavgalı olduğum nokta mazlum hayvanlar ve onlara ettiklerimiz ve bütün bunlara izin veren Tanrı..dün gece BÜTÜN BENLİĞİMLE anladım ki uzaylılar mutlaka dünya denen bu gezegene gelecekler..sanılanın aksine öğretmeye değil, öğrenmek için..mehdi burda olduğu için..bu derinliği biraz olsun kavrayabilmek için.. sadece bu dünyaya değil bu evrene bile kendisini ait hissetmeyen ben belki de ilk defa bu küçük evrendeki dünya adlı gezegende olduğum için Tanrı’ya şükrettim! kendi cinsleri veya diğerleri tarafından zulme uğratılan tek hücreliler, bitkiler de dahil tüm canlılığın gözü aydın olsun..dün gece içimin çiçekleri yeniden açtı…İNDİGO MEHDİ / ALEMLERİN MEHDİSİ..TANRIM SANA SONSUZ ŞÜKÜRLER!t.
n o t.
Kitabımızı okumayanlar için bir not: Burada İndigo Mehdi ile kastedilen bir şahıs değil, Levh-i Mahfuz’la birlikte ortaya çıkan yeni bilince kavuşmuş herhangi insanlar zinciridir. Levh-i Mahfuz’un yetiştirdiği milyonlarca mehdi’nin herhangi biri…
:sevgiyle
Bahis…
Kendi üzerime bahse girmem…
Ama O’nun üzerine yani İndigoM buRAK özDEMİR üzerine bire /sonsuz bahse girerim..basit dünya çıkarı veya işleri biraz daha kolaylaşsın diye kimseye yakın durmaz..kendi üzerime bahse girmem…ama buRAK özDEMİR üzerine bahse girerim..isteyen buyursun hodri meydan!
..peki öyle ise ne?
Ben kendi adıma açıkça söyleyeyim oyumu kendisine yani şu anda ateşten gömlek giymiş olan yöneticimize vermedim..taktir ettiğim tarafları (örneğin cesareti, inandığı yolda üstün çalışma azmi vb )olmakla birlikte, değişim felaketi içinde en önde pay alacaklar listesinde değerlendirdim hep onu. İndigo Mehdinin yaklaşımı ise hiçte öyle değil..olduğu değil olacağı şeyi destekliyoruz diyor..kitabı okudu diyor..öyleki yazdığı yazılarda kitabına koyduklarında dolaysız başbakana seslenişini de farkediyorsun. bknz. Hz. Ömer adaleti yazısı..peki ne olmuş? yazamaz mı? Diyor ki biz onun olduğu değil olacağını destekliyoruz..yani ne diyor ben bu adamı tanıyorum kefilim..şüphesi yok! daha önce iş başında görmüş! Olabilir mi? Gerçekten inanıyorsan KURAN’ a ve Eshabi Kehf’in dirildiğine olaylara bambaşka bir güneşin ışığı altında bakabilirsin ve farklı şeyler görebilirsin..biraz da tarih bilgisi ile.. uzun boylu, geniş alınlı, sert mizaçlı devlet işi için kendisini paralarcasına çalışan..sözlüğüme bakıyorum, evet bütün bunların karşılığı olarak benim sözlüğümde kocaman bir Ömer yazıyor! doğal olarak benim sözlüğümde ne yazdığının önemi yok..önemli olan İndigoM’un sözlüğünde ne yazdığı..uyuşuyorsa sözlükler ne ala. O zaman gözümüz aydın olsun Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı ve bu dünyanın tüm vatandaşları..işte o zaman ne mutlu TÜRK VATANDAŞIYIM diyene!
Elif, Lam…
Levhi mahfuzdan önce elif lam mim hiç bu kadar dikkatimi çekmemişti.. Abi kafama feci takıldı nedir bu ne işe yarar neden konulmuş diye.Dindar bi insan değilim hatta ibadet özürlüyüm hatta zaman zaman tanrımı değilde dini çok sorgulayıp soyutladığım oldu.o zamanlarda bile dilimden “bismillah” lafı eksik olmazdı.Herşeye başlarken bismillah,uyanırken, yatarken ,dua ederken ,şunu bunu yaparken …Bir gün hayatıma elif lam mim girdi.Her başlangıcım Elif lam mim oldu.hayatımda bir çok kelimenin yerini o aldı.O kelime allahın vasıtasıyla ne şerlerden korudu,ne şanslar verdi,hayatımı nasıl güzel yönlere soktu anlatamam.Kendimi harry potter gibi hissediyorum bir sihirli sözcük girdi hayatıma ve kendi hayatımın kahramanı oluverdim.Elif lam mim ‘i keşfetmeme yardımcı oldugun için ve çocukça da olsa bu şansı bana verdiğin için teşekkürler.Elif lam mim iyi günler .. :)
…
bugün sipariş ettim kurantum u bekliyorum heycanla bu arada da bi göz atıyım dedim TDG nin ülkede ki durumu ne… çok uzak kalmışım neler olmuş neler.. ismi lazım değil örnek isimli TV :) programdea yer vermiş kitabımıza.. şeytananı övüyor okutmayın yasaklansın diye fetvalar veriliyor.. artık kimin altından çıkmışssa feci tutuşmuş 34. baskı oldu durdurun diyordu yayında :)
diğer enteresan haber de Egemen Bağış’ın verdiği röportajda TDG yi okuyorum çok etkilendiğim bir kitap demesi..Dengelerin dibinde dinamit patlıyor :) en büyük şoku sitede ki yazını okuyunca geçirdim buRAK abi..ben hep kılıçdaroğlu TDG yi okycak sonra başa geçicek diye hayaller kurmuştum Sn. Tayyip Bey hiç hesapta yoktu..kendisine karşı hiç haz etmem ilerleyen zamanlarda bu konuda seni çok rahatsız edebilirim.. ön yargı demeyelim ileri görüş diyelim :)
Rüya…
sevgili buRAK kardeşim senininle tanışmama ablam sebeb oldu,tanrının doğum günü ve kurantumu okudum,ben tam bir hayvan delisiyim özellikle kedileri çok seviyorum,beni deyiştiren sevgili karamelim ve okuduğum2 kitabınız sırada 3.sü var. ben herkeze nasip olmayan bir rüya görmüş olmama rağmen bundanda kendine pay çıkaramamış biri olarak okuduğum bu 2 kitapın hayatıma ve insanlara bakış açımı da çok deyiştirdi,kendimle barıştım ablamla barıştım,en güzelide yeniden rabbimleyim birbirimizden çok uzaklarda deyildik ama mesafeliydik buda benden kaynaklanıyordu,senin kitaplarında benim için gördüğüm rüya ile aynı uyarıyı bana gönderdiğini biliyr ve bu fırsatı birdaha kaçırmak istemiyorum.rabbime ve sana teşekkürler …..
Sarsıntılu bir doğumgünü…
bu mektubu bir sitede okudum o korkunç depremden seneler sonra depremle ilgili ama bambaşka bir konuda bunu okumak sarstı beni anne ne büyük anlamlar içeriyor değilmi? sizinle paylaşmadan edemedim bu yüce gönülü, ne olur okuyun inanamıyor insan ve yine seviniyor umut doluyor onun gibi anneler ve bir dolu dilrubalar olduğu için;
‘Oniki yıl önce tam bugündü seni enkazın altından çıkarıp ceset torbasına sokmaya çalışırlarken küçücük pembe parmağının kıpırdayışını görüşüm. Hoyrat ellerinden çığlıklarla kurtarırken, kanlı, morarmaya başlamış küçük bedenini, doğum çığlıkları gibiydi sesim. Seni ilk göğsüme bastırdığım an, “annelik duygusunu ilk tadışımdı”. Sıkışmış ciğerlerinden ilk nefes boşalana kadar ve ilk çığlığını duyana kadar yaşadığım korkuyu tahmin bile edemezsin. Minicik ciğerlerine verdiğim oksijenden sonra ilk ağlayışın, dünyanın en anlamlı sesiydi kulaklarıma. En fazla 4 aylık demişti doktor ilk yardım sırasında. Bir yandan arama-kurtarma çalışmaları yaparken bir yandan da anneliği öğreniyordum sende. Gündüzün sıcağına inat geceleri bir çadırda soğuktan korumaya çalıştığım küçük burnun, büzülmüş pembe dudakların, meme arayan minicik dilin, hiç silinmeyecek fotoğraflarıdır beynimde bebekliğinin.
“Ailesinden kimse hayatta değil, bir tek dayısının eşi var hastanede onun da durumu ağır” demişti masanın arkasında, hayattan bezgin bir sesle konuşan memur. “Onu bir bakımevine yerleştiricez” Günlerce yalvardım masaların arkasında oturan, aynı dili konuşamadığımız, bana kuralları anlatıp duran kravatlılarla. Bikaç ay önce canlı canlı ceset torbasına sokmaya çalıştıkları seni koparıp aldılar benden. Üç şehir dolaştık beraber, sen hangi şehrin bakımevine gitsen ben o şehrin ucuz bir otelinden oda kiralıyordum. 1 yıl dolaştık Türkiyeyi, En sonunda en azından şehrime getirmeyi başardım. Sen büyüyordun hızla, benim evimde yaşamanı engelleyen şartlar da artıyordu sen büyüdükçe. Başaramadım.
Haftada bir günle sınırlı anneliğimi ancak iki güne çıkarabildim bütün bu çabanın sonunda. Şimdi 12 yaşındasın. 17 Ağustos yazdılar kimliğine doğum tarihini. Gerçek nüfus kaydın henüz olmadığı için, ben “Dilruba” demiştim adına. Nüfus memuru “İrem”i uygun görmüş. Devlete ait çocuklar listesinde geçiyor adın, ama tanrıya şükür sen biliyorsun bana ait olduğunu. Adını soranlara Dilruba dediğini duyduğumda anladım bunu. Sen beni seçmiştin daha 5 yaşında. Ve henüz akranlarının bir oyuncak için yerlere yatıp tepindiği zamanlarda anlamıştı o kıvrak zihnin, bürokrasinin anlamını. Ben seni değil, sen beni teselli ediyordun 8 yaşında seni orda bırakıp dönme saatim yaklaştığında.
“Sana resim yaparım” diyordun, birbirimizi bekleyerek geçecek 1 haftayı daha çekilir yapmak için bir teselli oluyordu bu ikimize de. Umutsuz aşıkların buluşmaları gibiydi önceleri buluşmalarımız, şimdi o anların tadını çıkarmaya başladık. Bitecek yakında. Devlet senin artık kendine bakabilecek yaşa geldiğine karar verecek ve “hadi git” diyecekler istediğin yere. Ve ben o gün seninle gerçek bir yaşama başlamak için, doyasıya çıkarabilmek için annen olmanın tadını, seni kapıda bekliyor olacağım, hep hayal ettiğim bebek odası gibi olmayacak ama bir genç kız odası hazır bekliyor olacak seni evimizde.
Doğum günün kutlu olsun bebeğim.’
*****
Vay canına…