Facebook Paylaşımları 21

02/12/15-19:17:41

available Get it on Google Play

button100x23 Facebook Paylaşımları 21

Yorum için Kayıt Yaptırın | Zaten kayıtlıysanız Giriş Yapın

Yazıya ekleme yap.

Mektup içeriği *

14 Yorum

  • Anonymous

    Çok acı çekiyoruz çok…
    Dört bir yandan bıçaklar saplanıyor bedenlerimize. Acıyı hissden beden değil artık, saf acıdan bir beyin, acı algısı ile dopdolu bir zihin. Kendin tahliye edemediğinden kirli düşünmüşlüklerini, saf acı ile dolduruluyor beynin. Eskisi gibi çalışamaz hale getiriliyor. Bu durumda ufukta ya “yetti be” ile başlayan bir cümle ya da, “ben Napolyon’um” ile biten bir hayat var

    02/12/15 – 19:10

  • Anonymous

    Öncelikle İnsan beynin ön kısmında iki göz arasında bulunan kısım ilginç bir bölümdür. Düşünceler beyne bir radyo dalgası gibi gelip girdiğinde beynin iki sağ ve sol kısmı ile koordineli bir şekilde hareket ederek insan için bir olguya dönüşürler.Tekrar ön kısma dönecek olursak düşünce sürecinde İSTEMEK eylemini başlatmak için ve yaratıcı bir düşünce kıvılcımı hareketlendirmek için beynin bu iki göz arasında kalan kısmı referans alınarak bu kısımda canladırma eylemi yapılmalıdır. Bazıları bu bölüme üçüncü göz diyor.
    İstediğiniz şey üzerinde bu bölümde düşünün,işin içine his ışıkta katabiliyorsanız deneyin görün bakalım ne oluyor.iki kere gerçekleştirmekle bir sonuç alamıyacağınızıda söylemem gerekir.Bunu Denemek için kimse sizden bir bedel istemez..
    Bu arada güncel bir konudanda bahsetmek istiyorum.
    Hiç bir şekilde girmemen gerektiği söylenmiş Irakta olduğu gibi Suriye topraklarına gizlice giriyorsun. Bu Nato radarı vasıtasıyla yada başka türlü anında görülmesin diye gece karadan giriyorsun.Birileri haber vermedin diye kızıyor.
    Aselsan Mühendislerimizin bulucaklar diye uğruna öldürüldüğü uçakların içinde sistemi shut down yapan sistem devreye giriyor. Sen Suriye’ye giriyorsun anında iki uçağın düşüyor.Ertesi gün Afganistanda saldırıya uğruyorsun.Artık belli olmasındada çekinmiyorlar bir uçak düşürse kaza dersin (2012’de olduğu gibi)iki uçak düşürüyorlar.Irak’a girmeye yelteniyorsun Van’da deprem oluyor.Dünyanın hakimi sandıklarında uzaydan bir kuyruklu yıldız geliyor hükümetleri kapanıyor yer altında sığınak hazırlıyor. Güçlününde Güçlüsü olduğunu unutmamak lazım.

    02/12/15 – 18:50

  • Anonymous

    ÖĞRETEN AŞ.KIN ÖLÜMSÜZ AŞ.IKI
    RUHEŞLİ SONSUZLUĞA
    Ket vurma dışavur Allah açığa vurur.
    şu an yanımda kartlar yok siteden bir yazıdan kopyaladım
    ‘Ket vurma dışavur Allah açığa vurur.’
    kelimesini.
    Bu kelime dönüp duruyor zihnimde gerçek aşksa karşılıklıysa tanrı dışa vuracaktır.
    Ama nasıl?
    hani eski türk filmlerinde olur adı kara sevdadır aşık olurlar kavuşamazlar çiftlerden biri ya verem olur ince hastalığa düşer yada biri berduş olur içer.
    1 kavuşma bedenseldir bu eski aşklarda ruhsal değil.
    2 adı kara sevdadır.
    3 bu aşklar ölümlüdür uğruna ölürüm diye şiirler şarkılar yazılır.
    doğrudur ölümlü aşklara bedensel birleşme odaklı kara sevdalara ölünür, hastalanılır dolayısı ile tanrı dışa vurur kara bir şekilde acılar içinde. hastalık ve acıların sevdalılarda açtığı yaraları görünce çevre yumuşar ve sevdalılar kavuşur. acılardan geçilmiş mutlu son
    peki ya öülümsüz aşk?
    tanrı böyle bir aşkı nasıl dışa vurur
    sevda arınmıştır kusursuz beyaz
    kavuşama ruhsaldır
    aşk ölümsüzdür uğruna dirilinir
    işte böyle bir aşkı hayal etmek bile çok eşsiz çok mucizevi ve çok bilinmez. ve tanrının nasıl dışa vuracağını beklemek çok sabır işi. sonunu tahmin etmek kolay iki ruh eşli eşsiz birliğe mucizeler görüldüğünde tüm genelin saygı ve aşkla ayağa kalkacağı alkış tufan tutacağı mutlu son.
    soru ve merak şu ki eyer ölümsüzse tanrı nasıl dışa vurur?
    ÖLÜMSÜZ AŞKI
    kesinlikle acı hastalık üzüntü değil bunun yolu
    başka bi şey
    ama ne bilmiyorum
    bekleyip göreceğiz ölümsüz aşk ne? karşılıklı mı? nasıl bir beyaz ki bu sevda? uğruna tüm şiirlerin şarkıların içeriğini değiştirecek? aşkla dirilmek ne?

    (millet birbirne uyannın diyor kendi uykuluğun farkında değil)
    uyanmak değil aşk
    DİRİLMEK AŞK. HEM RUHSAL HEM BEDENSAL YAŞAM; SABIRLA TEKAMÜLE ERİLECEK OLAN. SEVGİYLE

    02/12/15 – 17:17

  • Anonymous

    Sevgili 16:04
    Öğretmek için yazmışsın eyvallah ancak İSTE-OLSUN (the secret) vakti zamanın da az tehlike saçmadı bunun da bir kez daha altını çizelim.Her istediğimizin (resmin bütününü yaratan dışın da göremeyeceğimiz bölümün de) evren de bir karşılığı olduğunu da unutmadan bilgiyi verelim.Elbette ki inandığımız taktirde başaramayacağımız hiç bir şey olamaz,inanmak herşeydir.İçin de bulunduğumuz faz itibariyle düşüncenin de ötesine geçebilmek elzemdir.KALP frekansından yayın yapan ÖZ, hakikati ilham olarak içine nüfuz ettiği an da, insanın doğrusunu tereddütsüz vermektedir.Acaba mı? dediğimiz her an düşünceyi devreye sokmuş olduğumuzdan, bu istemekle ilgili eyleme vesvese dediğimiz kanal yayını da aynı hızla devreye girier. Bu iki yayın arasında ki farkı ve geldiği yerin kaynağını çok iyi analiz etmek gerekir.ŞEYTAN AYRINTI DA GİZLİDİR sözü bu aralığı ve hızı açıklamak için güzel bir cümle :) Kalbimiz de duyduğumuz bir yanıtı düşünce analizine de sokmak ” iyi ama bu istediğim nasıl olacak? ona nasıl ulaşırım? vs.” gibi, istemenin akabin de nasıl olacağına odaklanmaya ve kişiyi ilk basamakta bu pusuya düşürüp,”hayal kurma ve o hayali olmuş gibi an da yaşamaya başlama ” eylemini ,neden niçin nasıllarla vesvese frekansıyla blokaja uğratıp ruhu vazgeçirmeye ya da ümitsizliğe kapılmasına sebep olabiliyor….İstenen her şeyin bir bedeli vardır,Tanrı’nın bizden bir bedel ödememize ihtiyacı yoktur ancak tekamülümüz için gerekli olan deneyimleri istediklerimizin (olumlu dahi olsa) de bir bedelinin mutlaka olacağını da göz önün de bulundurarak sebep ve sonuçlarımızın da sorumluluğunu alacak üstlenecek ve yüklenecek şuurda olmamızı bu düzen sistemi şart koşar.Bu sebeple içimiz de ki gücü BEN YAPTIM YAPACAĞIM şeklin de uyandırmak yerine,ilahi yayın kanalı olan kaynağa teslimiyetle(tefekkür) düşüncenin de ötesine geçerek ÖZ’e olan bağlantıyı uyandırmak daha hayırlıdır….(muhalefet için değil açılım adına ek bilgi olarak bu mesaj girilmiştir ) :) sevgiler

    02/12/15 – 18:39

  • Anonymous

    http://www.haberturk.com/saglik/haber/1046227-kolesterol-siniri-degisiyor

    02/12/15 – 08:43

  • Anonymous

    İnsan tamamen deneyimlemek istediği şeyleri kendine çeker ve yaşar. Düşünce enerjiyi izler. Çoğunluk bütün bunları ben nasıl istemiş olabilirim .Ama ben böyle söylemedim. ….Yada olan biteni başkasına atma eğilimi vardır. Ego hiç bir zaman sorumluluğu almaz.
    Kendi kedinin efendisi olmak demek yaşamın ve ötesinin sorumluluğunu BEN yaptım ve yapacağım şeklinde irade ile almaktır.
    DÜŞÜNCE en önemli şeydir. Neler düşündüğünüze dikkat edin sizin yaşamınız olacaktır.Hiç bir zaman kivi ekilen tarladan diken yetişmez. Sizin tarlanızda ektiğiniz düşünce yeşerip büyüyecektir.Şimdiki anda yine bir kararla tarlanızı tamamen negatif ekinlerden temizleyip güzel şeyler ekmek sizin elinizde.Negatif düşüncelere inanmayın. İster bir insandan gelsin isterse görünmeyen alemden gelsin. Çoğu insan bu hataya düştüğü için vesvese eyleme eylemde gerçeğe dönüştüğünden dünyada etraf hiç de güzel gözükmüyor. Sizin çevreniz temiz olsun.Etrafınıza baktığınızda bilerek yada bilmiyerek hayatına bolluğu ve aydınlığı çekmiş insanların yaptığının sizden farkı İSTEMEKTİR. İstemenin ne demek olduğu üzerinde bir kere daha düşünün.Neyi istiyorsan kendi filtrelerine göre onu alırsın. İçinizde en büyük güç öylece bekliyor hadi birlikte yapalım …Düşün ,hisset,inan… Bunu bir kuş bile yapabiliyorsa insan neden yapamasın.Gücün ne olduğunu arayan güç isteyen devamlı çağrıda bulunan kendisi Güç olansınız. Bunu ÖĞRETMEK için yazıyorum.

    02/12/15 – 16:04

  • Anonymous

    İnsan ; bir tür kumbara gibidir.Tecrübe ederek etrafından topladığı tüm veriyi için de biriktirir.Yaşam içerisin de ki tüm eylemlerimiz de bu kumbara da hangi çeşit bilgileri biriktirdiğimiz ve bunu akıl süzgecimizden geçirerek vardığımız sonuçlardan oluşur.Davranışlarımız,düşüncelerimiz,hareket ve kabiliyetlerimiz bu bilgileri içimizde nasıl harmanladığımızla ilgilidir.İyi ve kötü her daim içimizde birbirinden ayrılamayacak bir denge için de varolacaktır.Burada önemli olan içimiz de ki hangi doğru gelen güdüyü besleyip tetikleyeceğimizdir.İNSAN SEÇİMLERİYLE VAROLUR.İnsan bir melek değildir ve bir melek olmasını beklemek insan tabiyatını kavramamanın neticesidir.Melekler saf bilinçten oluşan bedensiz varlıklardır.İnsan dünya alemine beden adı verilen kıyafetle yerleştirilmiş bir deneyim formudur.Ancak yaşarken edindiğimiz kimliklere ve rollere o kadar kaptırırız ki kendimizi,varlığımızın tümünü şu an da deneyimlediğimiz halimizden ibaret sanırız.Daha önce hiç varolmamış,bundan sonra da varolmayacakmış gibi şu an ki hallerimize ve yaşantılarımıza sıkı sıkı bağlanırız çünkü insan ait olmak ve sahip olmak ister.Belirsizlik içerisinde kendini güvensiz hisseden doğaya ve tüm canlılığa rağmen özgüveni en düşük canlı türüyüz.Korkularımızla şekil alır olduğumuz yerde en güvenli halimizle sabit kalmak isteriz.İNSAN ; DOĞANIN EN ÜRKEK CANLISIDIR.Bu yüzden aklını,algısını ve idrakini tam kapasiteyle kullanamadığı her durumda içinde ki kötüyü beslemeye ve bunu davranışsal eylemlerle de dış dünyaya yansıtmaya meyillidir.En tehlikeli hayvan dahi tokken bir başka canlıya zarar vermezken insan,yaşama,kendine,çevresine,hayata karşı güvensizlik duyduğunda dünyanın en tehlikeli canlısına dönüşecek kadar korkaktır…
    Mutlak doğru yoktur ve herşey her canlıya göre görecelidir.Benim mavi olarak gördüğümü bir serçe mavi rengini seçemediği için farklı algılar.Bu mavinin mavi olduğunun göreceliğidir.Farkındalığımız,idrakimiz ve algımız kadar veriye sahibiz bu yüzden BİLGİ DOĞRUDUR DİYEMEYİZ…Doğa gizlemeyi sever,bilgi ait olmaktan hoşlanmaz.Sabun misali her tuttuğun bilgi bir sonrakine ulaşıncaya kadar elinden kayıp gidecek ve öncesinin geçerliliğini kaybedecektir.Yanlızca bilmek,eğitim ve bilgiye hükmedebilmek insanı varlığında gizli olan tam kapasiteye ulaştırmaz.İnsanın özü soyut olan,duyularıyla algılayıp hissedebildiklerinin keşfinde gizlidir.Keşfettiklerini yansıtma şekli ile insani melekelerine kavuşur….
    Edindiğim bu bilgiler ışığında,görmek istediklerimi içimde yaratan,almak istediklerimi öncelikle dışıma yansıtmayı seçenim.Kim daha çok sevilmek,beğenilmek,taktir edilmek,saygı duyulmak istemez ki? Peki tüm bu nefsani duyguları yanlızca talep ederek ve dışımızda olandan bekleyerek buna ulaşmak çok fazla halaperestlik değil mi? Almadan vermenin yalnızca bütün bu yaratımın sahibine mahsus bir özellik olduğu sistem de,dışında ne görmek istiyorsan önce onu yüreğinle vermek durumunda olduğunun idrakine varmak gerekmez mi?Sevilmek mi istiyorsun? Koşulsuz ve karşılıksız bir bütünün için de herşeyi sev…Saygı mı görmek istiyorsun? Dışında olana saygı duy ve saygılı ol..Taktir edilmek mi istiyorsun? Olumsuzluk tellallığı değil,bir umut kırıntısı taşıyan gözden kaçmış tüm marifetleri taktir et ve açığa çıkar..İhtiyacını hissettiğin her duygu ve eylemi öncelikle için de hissedip dışına taşırmadığın sürece etrafında göreceğin hep dünyanın acı yüzü ve bunu deneyimleyenleri olacaktır.Elbette ki bahsettiğim narkozlu bir poliyannacılık değildir.Bilakis ; bütünün farkına varmış,beşer katından çekilmiş,başına geleni ya da yaşadıklarını şahsına bir nimetsizlik olarak algılamaktan vazgeçmiş,büyük resmi görebilecek cesareti üzerine giymiş,taşın altına elini sokmuş,yaşadıklarının ve yaşattıklarının seçimleriyle ya da seçemedikleriyle direk bağlantılı olduğunu hazmetmiş ve dünyadan ne bekliyor ise öncelikle dışına bunu sunması gerektiğinin şuuru içinde kaderine kadir olabilecek bir kapasite ile davranmayı ve yaşamayı seçmiş bir kendindelikten bahsediyorum….
    Velhasıl kelam ;
    CAHİLE MUHABBET , ALİME İBADET HARAMDIR …

    AŞK LA UMUT LA NEŞE Lİ

    02/12/15 – 22:33

  • Anonymous

    Ne bekleniyor? bilmiyorum. Yazı yazmak için sayfayı açtığımda siyaha dönen sayfayı sevmiyorum. Siyah olan sayfayı kaç kere açtım kapatım bilmiyorum. Kusursuz lekesiz tek beyaz olsun istiyorum. Kitlenilen konulara açıklık diliyoruz madem açalım. Hasret bitti…. Neydi? Nasıl bilebilirdi? Hasret yazısında daha sonra açıklanacak neymiş? Hadi onu bırakında Ölümsüz aşk.k neydi? Tecrübe eden bilen varmıydı? Herkes seviyordu Aşkı biliyordu. Hiç sanmıyorum bilinen eski aşkdı. Şu Dünya’ya yeni düşmüştü AŞ.K. Tanışmak nasip olur muydu? Düşün Dışa Vur bakış açını genişlet. Hani son paylaşımdı? Hasretten önceki son paylaşım mıydı sayfaya dönüşlü göğe AND OLsun dönüşe sevindim özlemiştim.

    02/12/15 – 19:41

  • Anonymous

    Kimse şu Birliği Sevgiyi anlayadı.Nasıl olur ben benim başkası ile nasıl bir olurum.
    Ego dünyevi kimlik .O kadar sesli o kadar çeneliki olmuyor. Haklı olmak üstün olmak…Bir şeylere gerçek sevgi ile karşılık veren çok az. Gerçek sevgiyi seçen çok az. Hep öfke ,savaşmak,egoyu üstün çıkarmaya çalışmak.İslam dini Sevgi Dini. Rengi yeşil.Sevgiyi seçip ezik olduğunu düşünenler aslında ego yu seçip sonlu olmayı seçiyorlar.
    Sen aslında dışarda gördüklerinsin. Bu ne demek egoya göre çok zor bir kelime.Sen diye direttiğin kimlik balon.Sınırlı.Yok olmaya mahkum.Başka insanların gözünden bakmayı öğrenmedikçe. Sen nufusta yazan ismin haricinde karşında bu sayfaya yazan yada dışarda gördüğün her insanın,hayvan,kuş kedi hatta ,boşlukta( havada) bilinç olarak bulunmayı denemedikçe (seçmedikçe) tıkanıklıkları yaşamaya devam edeceksin.

    02/12/15 – 21:05

  • Anonymous

    http://beslenmebulteni.com/beslenme/?p=1861

    02/12/15 – 10:42

  • Anonymous

    Evet
    Aynı duruş, bakış açısı, akışı etkiliyor
    çünkü her boyutun (fazın) bekleneni farklı sonuçta
    eh yeni faz yeni açılım, beden geride kalıyor naparsın böyle
    enerji çok yüksek ve güçlü
    Hatta kemik kıracak kadar güçlü olarak eğip bükebilir o kadar yani
    Serbest bırakınca ve teslimiyet bu enerji akışının geçişini kolaylaştırıyor
    Bu kadar yüksek irtifada teslimiyet üstü teslimiyet şart
    Çok şükür Rabbim ailenize ve bizlere bağışladı sizi ve oğlunuzu son fotoğrafta bunun ispatı
    İyi ki varsınız dualarımızdasınız biliyoruz korunuyorsunuz şükürler OLsun
    Daha yapacak çok şey var

    02/12/15 – 22:49

  • Anonymous

    Yaşasın hepimizin canıydı,huzurlu olsun yolculuğu …
    Boyun bıdığının ruhsal sebeplerinden biri de ” olayları başka bakış açısıyla değerlendirememe,başka yöne bakamama ,tek yönlü bakış açısına saplanıp kalmak”tır..
    İmza : Boyun bıdığı ve üstüne bel fıtılması sosunda marine edilmiş bedensel acılar yiyen bir dost
    Netice : Boyun bıdığım ve bel fıtışım ömürlük dostlarımdır .Nerede yüklerimi hafifletmeyi bilmezsem fıtışım,nerede bakış açımı genişletip başka perspektifleri analiz etmezsem de bıdığım yatıya geliyorlar ve gelecekler,misafirliklerine şükür :D daha iyiyim,kilitlenilen konulara akışkanlık dilerim…

    02/12/15 – 20:25

  • Anonymous

    Bugünün Tıp bilgisi dünü ayıplar, yarının ki de bugünü. Gelişmek ise TV’lerde konuşanlar ile değil laboratuarlarda terleyenlerle olur. Kolesterol, şeker gibi yapısal bir gerektir ve şekerin fazlasının zararlı olması gibi kolesterolün de fazlası zararlıdır. Tedavide önce kişisel iradenin egzersiz ve az yemekli diyeti gelir. Diyetin içeriği diyetin miktarı az ve dengeli iken daha az önemlidir. Tüm bunlara rağmen genetik bir hastalık gereği dengesizlik varsa bunu düzeltecek günümüz ilaçlarından daha iyi ilaçlar bulunana kadar eldekini kullanmak kişisel tercihtir. Hekiminize hastalığınızın nedenlerini ve ayrıntılarını sorup önerilerini de dinleyin. Fakat önce hekimle en az yarım saat konuşabileceğiniz bir sistemi oluşturun… Bakışınızı değiştirin. Din adamlarını sizi cennete sokacak adamlar olarak bakmayı bıraktığınız gibi hekime de sizi ölümsüz yapacak insanlar olarak bakmayı bırakınız mesela sevgili dostlar. Unutmamalı ki sadece bedenimizin olması ölmemiz için yeterli sebeptir. Sağlıklı ve sevgiyle yaşayıp gülümseyerek ölebilmek dileğiyle. :)

    02/12/15 – 19:49

  • Anonymous

    http://beslenmebulteni.com/beslenme/?p=1578

    02/12/15 – 08:41