Facebook Paylaşımları 27

04/01/15-12:48:55

available Get it on Google Play

İnsanların bilimkurgu diye seyrettiklerini biz burada gerçek olarak yaşıyoruz. Yıllar önce, sıradan bir günde, sıradan…

Posted by buRAK özDEMİR on 31 Mart 2015 Salı

Düzen adı verilen, birşeyler yapmak için ayağa kalkan muhalif herkese terörist adını takar. Ve bu adı onların üzerlerine…

Posted by buRAK özDEMİR on 1 Nisan 2015 Çarşamba

Devrimler için lidere ihtiyaç var. Bu, dünyanın bir kaidesi. Lider, çoban demek değil. Herkes kamil olsa dahi devrim,…

Posted by buRAK özDEMİR on 1 Nisan 2015 Çarşamba

Hükümdarı katil, 'haydutu' adalet peşinde. Seviyorum seni Türkiye.

Posted by buRAK özDEMİR on 1 Nisan 2015 Çarşamba

Hayaller, ihtiraslaşmamalı. Bir hayali ideale çevirmişsen, ona deli gibi bir istekle sarılman lazım. Levh-i Mahfuz…

Posted by buRAK özDEMİR on 1 Nisan 2015 Çarşamba

2015 model kitaplarımız… Şu an bütün kartlarımız, kitaplarımız, KitApp'larımız herşeyimiz elde hazır, tam ve erişilebilir durumda.

Posted by buRAK özDEMİR on 2 Nisan 2015 Perşembe

2015 model kitaplarımız… Şu an bütün kartlarımız, kitaplarımız, KitApp'larımız herşeyimi elde hazır, tam ve erişilebilir durumda.

Posted by buRAK özDEMİR on 2 Nisan 2015 Perşembe

2015 model kitaplarımız… Şu an bütün kartlarımız, kitaplarımız, KitApp'larımız herşeyimi elde hazır, tam ve erişilebilir durumda.

Posted by buRAK özDEMİR on 2 Nisan 2015 Perşembe

button100x23 Facebook Paylaşımları 27

Yorum için Kayıt Yaptırın | Zaten kayıtlıysanız Giriş Yapın

Yazıya ekleme yap.

Mektup içeriği *

12 Yorum

  • Anonymous

    SADECE TAHTI GÖZ AÇIP KAPAYANA KADAR GETİREN VE KİTABDAN BİR İLMİ OLDUĞU SÖYLENEN BİRİ DEĞİL GİZEMLİ OLAN ;
    1) KEHF SURESİN DE BAHSİ GEÇEN VE MUSA’NIN İLİM ÖĞRENMEK ÜZERE TABİ OLUNMASI İSTENEN
    2)İBRAHİM’İN MİSAFİRLERİ (HİCR VE HUD SURELERİ) BUNLARDAN MELEK OLARAK BAHSETMİYOR KURAN .MELEK KELİMESİNİ MEALCİLER EKLEMİŞ.
    3)SAFFAT SURESİ MELEİL ALA (YÜCE KONSEY) (MELAİL YANİ MELEKLER KONSEYİ DEĞİL) VE BİZİM GİBİ CIVIK ÇAMURDAN OLDUKLARINA VURGU YAPIYOR KURAN.
    4-)YASİN SURESİ 38-40DA GÜNEŞ VE AYDAN YANİ UZAYDAN BAHSEDİP 41. AYETTE ZÜRRİYETLERNİ (BAZI MEALCİLERE GÖRE ATALARINI) O DOPDOLU GEMİLERDE TAŞIMAMIZ DA ONLAR İÇİN BİR AYETTİR. DİYOR. BU GEMİLER NASIL GEMİLER? UZAY GEMİSİ OLABİLECEĞİ GİBİ SUDA YÜZEN SON DERECE TEKNOLOJİK GEMİLER DE OLABİLİR. BELKİ NUH’UN GEMİSİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ GİBİ TAHTADAN DERME ÇATMA BİR GEMİ DEĞİLDE TUFAN’IN GELİŞİNİ BİLİMSEL OLARAK FARKEDİP KİMSEYİ ELLERİNDEKİ VERİLERLE İNANDIRAMAYAN BİR GRUP BİLİM ADAMI VE HAYVAN VE BİTKİ DNA ÖRNEKLERİNİN TAŞINDIĞI SON DERECE MODERN VE TEKNOLOJİK AÇIDAN GELİŞMİŞ BİR GEMİDİR.
    YILLAR ÖNCE DE SORMUŞTUM AÇIKLAMA GELMEMİŞTİ. BELKİ ZAMANI GELMİŞTİR DİYE TEKRAR YAZDIM SEVGİLER

    04/01/15 – 09:42

  • Anonymous

    buRAK nerelerdesin? siteyi neden guncellemiyorsun? seni merka ediyoruz..

    04/01/15 – 14:33

  • Anonymous

    Ben de İslam’a dair çözümlenmediğini düşündüğüm bir gizemi buraya yazmak istiyorum.

    (Süleyman yanındaki istişare cemaatine) şöyle dedi: “Ey cemaat, onlar (Belkıs ve kavmi) bana Müslüman olarak gelmezden önce onun (Belkıs’ın) tahtını hanginiz bana getirir? Cinlerden bir ifrit dedi: ‘Sen yerinden kalkmadan önce, getiririm. Muhakkak onu taşımağa gücü yeten güvenilir bir kimseyim.’ Kendinde kitaptan bir ilim olan biri de şöyle dedi: ‘Ben gözünü kırpmadan önce onu sana getiririm.’ Derken Süleyman, tahtı yanında duruyor görünce dedi ki: ‘Bu Rabbimin fazlındandır. Beni imtihan etmek içindir. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım?’ ” (Neml, 27/38-40).

    Burada göz açıp kapayıncaya kadar taht getirmenin neye işaret ettiği hep bir gizem olmuştur benim için.

    04/01/15 – 12:16

  • Anonymous

    Seçimde sandık görevlisi olmak için Ysk’ye başvurular sona erdi diye üzülmeyin. http://www.oyveotesi.org sitesi aracılığıyla gönüllü bir şekilde sandık ya da bina görevlisi olabilirsiniz.

    Şiddetinen tavsiye edülür.

    04/01/15 – 21:19

  • Anonymous

    SEVGİ İLE AŞK ARASINDAKİ FARK NEDİR? KELİMELERİN KAVRAMLARI YANSITIRKEN “ANLAMLARINI” YANSITMADA ÇOK YETERSİZ KALDIKLARINI BİLİYORUM. ANCAK ANLAMSAL OLARAK KELİMELERLE İFADE EDİLEMEYEN BU İKİ KAVRAMIN “ANLAMSAL FARKINI” İFADE EDEBİLECEK DONANIMIMIZIN DONA OLMASI EN BÜYÜK ŞANS. ŞEHVET- CİNSEL İSTEK – HAZ İLE İLGİLİ !OYSA AŞK RUHSAL VE RUHUN MUT-LULUK HALİ İLE İLGLİ. DOLAYISI İLE AŞK BEDENLERLE İLŞKİLİ OLMAMALI. ARADAN ŞEHVETİ ÇIKARDIĞIMIZDA İKİ RUH BİRBİRİNE HANGİ NEDEN YA DA NEDENLERLE AŞIK OLUR? SEVGİSİZ AŞK OLUR MU?
    BUNCA TOPLUMSAL VE SİYASAL KAOS VARKEN SORULARIM ÇOK TOPLUMSAL DUYARSIZ VE BEN MERKEZLİ VE UÇARI GELEBİLİR. ANCAK SORAN BİRİ AŞK İLE ÖĞRENMEK İSTERMİSİN DİYE SORUNCA BEN CAĞIZ EVET DEDİM DE NEYE EVET DEMİŞİM BİR ÖN BİLGİM OLSA FENA OLMAZ:::)) GENE DENGE KAYBI OLACAK MI? SEVENLERE ÖNCEDEN HABER VEREYİM DE ÖNLEMLERİNİ ALSINLAR HAZIRLIKSIZ YAKALANMASINLAR Dİ Mİ AMA..

    04/01/15 – 09:30

  • Anonymous

    Jethro’ya sevgilerle :) Eee karga demişken akla sadece onun güzel ismi değil, saksağandan tuttun da karga ailesinden kuşlar geliyor. The Crow filmi geliyor. The Cure geliyor “Burn” geliyor.
    https://www.youtube.com/watch?v=mfTkL-ZHDCY
    Bir de burn demişken kendimizi yakmalarımızdan bahsetmemek olmaz :) Kendimizi bağlıyoruz zincirlerle, çelikten zincirlerle, sonra o çirkin beton rengi zincirleri süslüyoruz elmaslarla ipeklerle. Ayaklarımızı da ısıtıyoruz kor ateşlerle sonra nereden geldi bu bunalım halleri diyoruz. Ama yine devam ediyoruz, çünkü bu sefer elmasları çıkarıp yakutları zümrütleri takıyoruz zincirlere. Sonra bir kitap çıkıveriyor karşımıza ve görüyoruz zincirin gerçek çirgin dikenli yüzünü. Meğer o zincirin dikenleriymiş bizi kanatan. O zincir ne mi? Onu da görüveriyoruz. İş olmayan iş, iktidar aşkı, para, alışkanlıklar vs. Ve işin kötüsü sevdiklerimizi de bağlamışız. Koparıp kurtulmaya çalıştığımızda dikenler onlara batacak. Eee ne yapacağız? Gönül almaya çalışacağız onları da yanımızda götürmek için. Nereye mi? Zincirlerden uzaklara. Namazımızı kılacak bir seccade bulsak kurtulacağız zincirden. Kiminin seccadesi annesinin tencere tavası, tespihi de iki tane sopa. Kiminin seccadesi bir klavye tespihi bilgisayar faresi. E biz de bulacağız elbet kendi seccademizi ama o zamana kadar birkaç kere daha okumak lazım kitabı. Uzaklaşınca yanlış seccadede tıkanıyor yolumuz. Belki de plastikten bir borudur seccade, sonra bir saza dönüşür en güzel ezgilerle. Eminim bir sonraki parça burada onyüzbinmilyon kere paylaşılmıştır ama olsun bu da onyüzbinmilyonuncu+1 olsun :) Namaz arayışlarına devam ama gönül alarak seferimiz bitmeden :) Sevgiler…

    04/01/15 – 00:25

  • Anonymous

    Bir Kısrak Bir Küheylan

    Yolları Asya’ nın ulu dağlarında, bir nehrin kenarında kesişmişti. İkisi de yorgun, ikisi de yılmıştı. Sonu görünmeyen bozkırı aşmak isterken neredeyse çatlayıp öleceklerdi ki suları berrak bu nehir karşılarına çıktı. Suya kanan küheylan, nehrin içinde kişneyerek oynaştıktan sonra yüz arşın ilerideki kısrağı görmüş ve deli taylar gibi ona doğru koşmaya başlamıştı. Bu, Asya’ da görülmemiş bir yılkı atıydı. Suyun ferahlattığı yüreği yeniden yanmış, kısrağın ateş parçası gözlerinde erimişti. Yanına gider gitmez etrafında dönmeye başlamış, dönerken de yangınına derman istiyordu. Lakin kısrak oralı olmuyor, hiçbir şey söylemiyordu. İki kor olan gözlerini küheylana dikmiş sadece bakıyor, bakıyordu. Bir anda ardına dönüp yıldırım gibi koşmaya başladı. Seçkin bir at olduğu belliydi, Az zamanda araları o kadar açıldı ki küheylan yoruldukça, o daha çok uzaklaşıyor, daha hızlı koşuyordu.

    Aşkın Kadim Tarifi 2 – İndigo DergisiŞimdi toz dumana, duman aşka karışıyor. Bir kısrak ve bir küheylan birbiri ardınca yüce bozkırı arşınlıyorlar. Ala yeleli küheylan, kısrağı yakalamaya çalıyor. Bir Göktürk beyinin eski savaş atı olan bu küheylan, nice kanlı meydanı nallarıyla mest etmişse de yaraların ve yılların armağanı olan yorgunluğa yakalanıyor. Kısrak umursamaz, araları açıldıkça açılıyor. Yorgun savaşçı hiç yılar mı? Bu eşsiz buRAK kızını kaçırmamaya ant içmişçesine koşuyor. O böylece ileriye atılırken, kısrak ufukta bir tepenin ardından meçhule karışıyor. Yalnızlık çölündeki bu yaman koşu, küheylan da o tepeye varıp kısrağı kaybedince bitiyor. Biraz durduktan sonra yeniden koşmaya başlayan küheylan, nehir yolunu tutup geri dönüyor.

    Aşk, Hüsrana Rağmen

    Çok zaman geçmeden ufukta bir deli kısrak göründü. Ardındaki toz göğe varıp neredeyse bulutlara değiyor, nal sesleri en şiddetli gök gürültülerini sessiz kılıyordu. Az önce meçhule varan kısrak yeniden küheylana doğru koşuyor, kendince tasarladığı bu sınavdan kalmış olmasına rağmen ona aşkı müjdelemek istiyordu. Yüreğinin bir yanı hüzün, diğer yanı umutla atarak yıldırımları kıskandıracak hızda koşuyordu. Tepeyi aşmış, yolu yarılamıştı ki birden nalları yerden kesildi ve düştü. Küheylanın yılıp aşamadığı yolu o iki defa geçmeyi denemiş ancak çatlayıp oracıkta kalmıştı. Nefes nefese ufuklara bakarken, artık o büyülü nal seslerinden çok uzaktı. Aşk yangınına, güneş kavruğu da eklenince ölüm yaklaşıp kısrağa gülümsemeye başladı. Gözleri hala ala yeleli küheylanın düştüğü meçhuldeyken, yavaş yavaş kapandılar…

    Dost! İnsanlardan kimisi küheylan gibi bir tılsımın ardından koşarken, fedakârlıktan ayrılıp aşktan yoksun kalıyor. Kimileriyse kısrak gibi çetin hislerle, amansız mücadeleler veriyor da aşk yolunda çatlayıp kalıyorlar. Mutsuzluk: Kısrağın ölümü değil, küheylanın vazgeçişidir. En parlak yıldız hangisi diye sorulunca, sen Zühre derken, ben Atlas derim. Kâinat herkes için birdir lakin her göz onda başka güzellikler görür. Küheylan aşkı vazgeçmekte, kısrak ise aşkı için ölmekte bulur. Oysa aşk ne vazgeçmektir ne de aşk için ölmektedir.

    Bil ki aşkın ince ölçülü, kadim bir tarifi vardır. Dünya yıkılıp, yerle yeksan olana dek onu ancak bu tarifle tadarsın.

    Sevmek kek; sevilmek şerbettir. Birinden biri eksik olursa, aşkı da revaniyi de rüyanda görürsün.

    Sev ey dost, lakin sevil! Susuz Lale, dal olur.

    Aşk uğruna, toprak gibi anaç ol! Gönlüne sevgi eken için sen bağrından aşk çıkar.

    Ekinsiz topraktan hasat umarsan, sonun o kısrak gibi olur. Toprağa sevgi tohumundan saç ki toprak da sana aş’K versin.

    Gönül bozkırını göz göre göre çöl eyleme!
    (Alıntı)

    04/01/15 – 20:35

  • Anonymous

    SEN ; yazdıklarını yaşayan…
    BEN : yaşadıklarını yazan…
    2 TAM 1 YOL da karşılaşan…
    İkimizde ayrı ayrı, ancak bu kadar DÜNYAya yansıyan…

    CESARETİN VAR MI ?
    HEPSİ 1 KİTAPTA TOPLANMIŞ OLANI ;
    TAMTAM SESİYLE, HEM YAZIP HEM YAŞAYAN OLARAK, EVRENİN ÇEKİRDEĞİNE NÜFUZ EDELİM ( mi ? ) …

    04/01/15 – 19:43

  • Anonymous

    Bu kitaplar gerçekten mi inanılmazlar yoksa ben mi kafamda ona bu değeri atfediyorum? Çevremde kimse itimat etmiyor bu kitaplara. Ben fazla mı abartıyorum yoksa yüzde 99’u yanlış ben mi doğruyum? Bu kitaplar inanılmazsa neden hayatım sadece tersine dönmekle kaldı? Hayatımdaki bu terslikler ne zaman sona erecek? Bir türlü neden kendimizi gerçekleştiremiyoruz?

    Kafa patlatılması gereken çok fazla mevzu var kitapta. Ya da bu işi kafa patlatarak mı yapmalıyız yoksa başka türlü bir kolaylıkla mı? Kitapla başa çıkabilmek için kudretli bir filozof olmak zorundayız fakat kudretli bir filozof olmak kolay mı? Kitap hayatı sadece tersine döndürdü peki ne zaman bu çilekeş karanlıklar aydınlanacak? Hayatımdaki inanılmaz tıkanıklar, düğümler ne zaman patlayacak da feraha kavuşacağım? Her ne kadar buna vakit ayırsak da olmuyorsa bu işin sonu nasıl olacak? Bu bilgileri okuyup hala normal bir vatandaş gibi yaşamaya, sanki gezegende işler çok doğal ilerliyormuş gibi davranmaya ne kadar devam edilebilir? İhtiraslı bir hayalperest olmamalı ancak belirsizlik insanı öldürüyor.

    Bu cehennem dedikleri de keşke normal ateş olaymış arkadaş yanardık biterdi işte.

    04/01/15 – 12:03

  • Anonymous

    Özgecan’ın babası: Kızımı gördüm, rüya değildi

    Özgecan’ın babası Mehmet Aslan “Kızımı öldükten sonra gördüm. Bu anlatacaklarım rüya değil, durugörü” dedi.
    Gördüklerinin rüya olmadığını savunan Aslan “Bu anlatacaklarım rüya değil, durugörü. Bizzat yaşadım. Çok büyük bir alanda, binlerce meleğin olduğu bir yerde” dedi.
    Mehmet Aslan yaşadığı acıyı “Evladınız… Ötesi var mı? Yokluğuna alışabilmek mümkün değil. Benim günlerim, hâlâ zihnimde birtakım şeyleri anlamlandırabilmekle geçiyor. Kabul etme süreci zor. Çetin bir imtihan oldu hepimiz için. Biz yarayı kalpten aldık. Ömrümüzün sonuna kadar bu yarayla yaşayacağız” diyerek anlatıyor.
    “Özge’m, ebedi olan bir âleme, bir melek olarak gitti. Bu söylediklerim inanç değil. Şu an nerede olduğunu gördüm ben… Bu anlatacaklarım rüya değil, durugörü. Bizzat yaşadım. Çok büyük bir alanda, binlerce meleğin olduğu bir yerde beyaz elbiseler içerisinde gördüm kızımı. Bembeyaz kanatları vardı, çok güzel ve çok mutluydu. Yüksek ruhsal tekamüle sahip olduğunu düşündüğüm ruhların arasında kızım sahneye geldi ve herkes onu alkışlamaya başladı. ‘Güzel meleğimiz başarıyla görevini tamamladı ve aramıza geldi!’ dedi uhrevi bir ses. Ve ekledi: ‘Şimdi sıra sizde, hazır mısınız?’ Tekrar ediyorum bunu rüya şeklinde değil, durugörü olarak gördüm. Özge’m öyle muhteşem bir ilahi yapının içerisinde yürüyordu ki, arkasında yüzlerce küçük melek, onun bembeyaz giysisini, duvağını arkasından tutuyordu.”
    Mehmet Aslan şöyle devam etti: “Efendim, dünyada böyle bir şeyin olabileceğini bilen çok insan var. Zaten mesele, bunların doğru olmadığını düşünen insanlara doğru olabileceğini göstermek. Bu da sadece sevgiyle görülebilecek, hissedilebilecek bir şey. Yanlış anlaşılmasın, hissetmeyen biri sevgisizdir demiyorum. Sadece ruhsal tekamül açısından daha aşağı bir mertebede olduğunu söylüyorum. Amaç da zaten insanların bilinç seviyelerinin yükseltilmesi, genç ruhların yollarını bulabilmesi. Gelişmiş kozmik bilince sahip birçok insan var, indigo çocuklar var mesela. Bu çocuklar, ruhsal tekamül açısından çok yüksek seviyelerde olabiliyorlar. Özge’m de bir indigoydu. Sürekli iyilik yapma peşindeydi.”

    04/01/15 – 11:33

  • Anonymous

    Aşırı şevkat duygusuyla uyandım bugün :) Gözümü açar açmaz EVE geldim…Evet dün bir dostumuzla sohbet ederken facebok da artık yazmadığını ” Orası O’nun sayfası” diyerek niteleyince tepkim şu oldu ” Orası onun ama burası bizim evimiz.Burda yazmalısın” :) Yani sizi bilmem benim olayım bu :D …..
    Bence herşeyi baştan alalım.Ne kaybedersiniz ki? Denedim gerçekten işe yarıyor.Zaten çoğunuz ” bir şeyler olmuyor,büyük bir şeyler..” diye hala bekler halde değilmisiniz?O arada bi de bunu deneyin diye ben nacizane tavsiyemi buraya bırakıyorum dileyen alabilir . :)
    Yarın da kanlı ay tutulması varmış.Her gün nasıl da en kötüsüne en felaketine odaklanmamız adına spekülasyonlarla yönetiyorlar hayatımızı farkındamısınız?Hep bir ertelenmiş ileri tarihli felaket/kıyamet senaryoları…An da ki kıyametimizden uzaklaşalımda ne kadar oyalanırsak o kadar kardır hesabı onlar için :) Güzel telkin şekli,işe yaradığına etrafımıza bakarak şahit olabiliriz.Aynı zaman da kitlesel olarak hep her şeyin EN olgusuna takılıyoruz.Konumuz Levh-i Mahfuz olduğunda da yaklaşımımız malesef böyle.Milyonların sokaklarda LM diye haykırdığı,tüm dünyanın İSLAM geldi kutlmaları yaptığı,tüm tv lerin KURTARICI alt msjıyla son dakika haberleri geçtiği,Obama’nın Teyyip amcaya ” yav kim bu buRAK? kitabını getirdiler, hemen bir buluşma ayarlayın, müsaitse akşam bizim hanımla bir çayını içmeye gidelim yahuuu ” diye telefon açtığı senaryolar sizce de ütopik değil mi? :D Bumu olmalı gerçekten olay , olayımız gerçekten bu mu? ? Ben yanlış mı geldim ? :D ( cidden soruyorum)
    Değişim dip dalgasıyla yapılan bir eylem değilmiydi? Yeri geldiğin de meksika fasulyeleri gibi zıplayabildiğimiz tohumlar ekmedik mi? Şüphemiz mi var olanlardan da,ekşin da ekşin diye çırpınıyoruz?Bakın dost acı söyler evet,tüm samimiyetimle söylüyorum ki bu adamı bu hale siz getirdiniz üzgünüm.Tabi kendisinin de burda tekamül ve öğrenme üzerine bir yolda hala yolcu olduğunu göz önünün de bulundurarak.Adam ” yükün altında ezildim kıpırdayamıyorum !!! ” diyor,boyunlukla robokopa dönmüş,Peygamber olsa ( ki durum daha da vahim oluyor böyle düşününce) sıradan bir insan da olsa,yaşam alanına düşen oksijen seviyesini minimum da soluyup,duvarı görünmeyen bir oda dolusu monitörün karşısına mıhlamış kendisini,hep ne kadar çalıştığına dair teknik fotoğraflar ve yazılar paylaşırken, ruhu resmen İMDAT ! sinyalleri verirken,yaşa padişahım ! sen çok yaşa tavrı gibi alkış tutmalar eşliğinde ,şifa yolluyorum,kitap ne zaman,o ne zaman,bu ne zaman,şu ne zaman??????? diye diye hep bir bekleyiş haliyle el birliğiyle bir sistem blokajına uğratıldı herşey gelinen nokta budur.Gerçekten samimi dile getiriyorum bazen neyi alkışladığınızı anlayamıyoruz yorumlarınızda…Bizim bildiğimiz bi CAN buRAK vardı,her ne olursa kim olursa olsun,koşulsuz sevgi bağından muhabbet kurduğumuz,şimdi onun mekanikleşen hayatını,kısıtlanan beden uzuvlarını,ilahi olarak hep vakti gelmiş ama idealleşmeme adına ertelenmiş işlerin altında kalmış saçı sakalı birbirine girmiş bir ADAM görüyoruz ve yemin etmeyi hiç sevmem ama şu an en samimi cümlen olacak ” vallahi de billahi de biz bu ADAMa üzülüyoruz ” bir yerde..( saç sakalda severiz yanlış anlaşılmasın :D ) Onun eli kolu tutuluyor biz içimiz de hissediyoruz bu simüle acıyı,sinyal alır gibi ” ahaa buRAK yine elini klavyeye koydu ve kasıldı zaar tüh ! ” diye bir alıcı verici bünye oluştu mesela o zamanlardan kalan kod değişimleriyle,o dönemden tanışan tüm dostlarımızla ,telepatik haberleşme de çığır açtık diyoruz inandıramıyoruz :D HERŞEY ŞU AN DA OLUYOR ZATEN !!!!! Olan,olması gerektiği şekliyle oluyor ,hep daha daha daha halinden kurtulmamız lazım.İster bunu hissedin ya da hissetmeyin ama 2007 yılında atılan bir temel zeminle çok şey değişti,dönüştü ve aynı değişim dönüşüm hızla devam ediyor..Kendimden ve bu algıyla yaşayan dostlarımın hayatlarından biliyorum,olduğumuz yerde sadece kendi dünyamızı keşfe çıkmamız, aynı an da bize yakın,dokunan tüm çevremizin de istemsizce aynı tetik mekanizmayla değişmesine sebep oldu.Herşey aslın da Tanrı’nın Doğum Günü’nün içindeydi…Hayatı ilginç kılan hayallerin gerçekleşme ihtimalidir.
    [Paulo Coelho]
    Her işin,kendi dünyamızı dönüştürmekle başlayıp bittiği ve bu ikisi arasın da olanların da yolun,külliyatın,tekamülün,evrimin,fazların,sıçramaların,seçimlerin,sonuçların,ekilenlerin gün sonuna kadar biçildiği bir üst boyutta yaşadığımızı göremiyormusunuz gerçekten?Her an,bir hayali gerçeğe dönüştürmek üzere kodlanmış hücrelerimiz,her an, an da ki algı hızına yetişebilmek için patlattığımız nöron sayılarımız AN DA ZATEN OLANI YANLIŞ MI ANLIYOR ?
    Bi korku filmi izlemiştim…Adam, tutkuları isteme konusun da şehvete dönüşmüş bir karakterdi.Ve eline KARA bir KİTAP geçti.Adam hızla kitaptan aldığı güçle cehennemine sürüklendi ve sonuçta kitap onu ele geçirdi.Kitaptaki tüm sayfalar acılı sancılı kabartmalar şeklinde adamın tüm vücudun da belirdi.. :D
    Hiç bir şey hedeflediğiniz,düşündüğünüz gibi görünmüyorsa bile şu an,TDG O AN’lar da,dünya tarihi için çok önemli bir çarkın dönüşü oldu..Çoğumuza göre bilmediğimiz hiç bir şeyi söylemiyordu hatta hepimiz aynı fikirdeydik ” hah işte tamam düşündüklerime benzer düşünceler var ” diyerek öncelikle SADECE DERİN BİR NEFES ALMAMIZI SAĞLADI… Ki Nefes ; her öğreti de ve terbiye de, herşeyin başlangıcıdır… Ohhh be !!!! dedik cümleten :) Bunun yarattığı sinerji vardı işte o zamanın ruhunda.En dizi izlemeyenimizin bile ilahi tesadüflerle ” Annem” diye bir dizi de,başrol karakter Bulut Aras’ın elinde TDG okurken bir kaç saniyeliğine görünmesine her birimiz o an da şahitlik edip,günlüğe koşup GÖRÜNDÜÜÜÜ GÖRDÜMMMM !!! sevinçlerini şu an anlatınca çok romantik karşılayabilirsiniz ancak bunun her birimiz de ve birbirimizle yarattığı SİNERJİ gerçekten muhteşemdi :) Sayfa güncellenmese bile tüm gün bilgisayar ekranın da günlüğün sayfası açık halde,sırf o kanaldan yakaladığımız yayının enerjisiyle solumak yaşamak için günlerce bilgisayar kapatmadığımız oldu.Bu neye mi yaradı bence? Bu işte , şu an da olan herşeyin,zaten olmakta olanın kendi olduğu idrakiyle,o zamanlar hücrelerimizin için de değişen ve dönüşen kök bilginin,yaşam adını verdiğimiz meyvasını şu an da yememize yaradı…Herşey oldu zaten….VE OLUYOR :D çoktan geldik,bir nefes alın yahu :D Sizler beklentilerinizle,buRAK üstüne yükledikleriyle,yoruldunuz canlar…..LM ve içindeki evrensel bilginin sevgiyle tüm evrene yayılmasını istemek,hayal etmek hatta katkı da bulunmak kadar doğal bir istek olamaz.Sadece bu isteğin ertelenmiş bir felakete dönüşmemesine özen göstermeliyiz.Aksi halde ” Eeee? ne olacak böyle ?hani bi ekşın? noldu?blokaj mı yedik? ” vs. gibi beklentilerin doğurduğu hayal kırıklıkları ile yüzleşilmesi an meselesi her geçen zaman için..Ciddi bir algı sıçraması çoktan oldu.ŞU AN SADECE O BAŞLANGICIN SONUCU OLAN ŞU AN DAYIZ…Kollarımı uzatıyorum şu an ve kollarımın içindeki damarları,damarlarımın içinde gezen kanı,serinliğini,onun içinde ki hücremi hissediyorum…Hem bir sesi,hem bir ısısı,hem de bir hissi var bu durumun.Benim için tam bir hakikat verisi şu an…Evet tam orada şu an birşeyler oluyor ve ben duyumsayıp,dinleyip,hissedip,algılayıp,anlayıp,süzüp kalanı kelimelerimle buraya yazarak anlatmaya çalışıyorum..Herşey bir bahar esintisi gibiydi…öyle geldi içimize bilgi.Sert kışlara hazırlandık her birimiz bu duyumsamalar ve paylaşımlarla.İçimiz de hep özgür hep diri olan bir parçaya el birliğiyle ulaşmıştık sanki.KARINDAŞ OLMAYAN KADERDEŞLERDİK BİZ…BU BİR RUH HALİYDİ..Elbet savrulup,kavrulanlar da oldu..Her birimize yarayan,yaratandan bir hediye olarak aldığımız bir nefesti TDG ve olan şey….Önce kendimizi farkettik,parçalara ayrıldık,içimize doğru mikroskobik cerrahiye giriştik,ruhumuzu bulduk,ona ulaştık,sonları BENlerimizi.Ordan BİZlere geçtik,sonra BİR olduk.Birden HİÇliğe ,Hiçlikten sıfıra,herşey ve hiçbirşey olmanın tam ortasında ki denge çizgisine konumlandık ve o gün bu gündür an da yürüyüp/koşup gidiyoruz gündüz gece….SIFIR da herşey sukünete ulaşacak sanırdım önceden mesela.MEĞER ordan da 0.1 diye başlayan ve daha ne kadar gittiğini henüz bilmediğim bir tekamül basamağı varmış.Kitap ve kök bilgimde ki veri beni buraya getirdi şaşırdım mutlu oldum :) hey gidinin günleri, bir gün 9 olacağız diye hayaller kurarken sonuç olarak, daha ve hep en başta olduğumuza ulaşmak ne müthiş.Yazacak daha çok şey vardı içimde ama şu an yine hepsi gitti,demek ki buraya kadarmış bugün de :) Birazdan bu mektubu yollayıp şu kapıdan çıkıcam ve içimde tüm bunlarla birlikte herşeyi sadece hissedicem,duyumsayacağım,dokunacağım,seveceğim,veri toplayacağım,değiştireceğim,dönüştüreceğim,söyleyeceğim,anlatacağım, kısacası yaşayacağım bu günü ve gecenin sonun da Z raporumu almış halde yatağa atacağım kendimi,mutlu yorgunluk diyorum adına,yatağa giriş ve REM bölümüne geçiş arasın da ki horlama hızından dolayı :D ve yukarda devam eden, asıl aleme geçerek yolun 8 uyanık saatinin verisini toplama işi…Her gün ve her gece içinde olduğum bir döngü…Kitap mı? İçine sığmış ve sığamamış tüm o an da ki kaynak verisiyle içimde akmaya devam edecek…..
    :)

    04/01/15 – 13:29

  • Anonymous

    Ne niyetmiş arkadaş ” Elektrikler kesilse mum ışığında” okuduk diyeli ne kadar geçti üstünden de, dün herkes mum ışığın da okuma capsleri yağdırdı çok amin yarebbimmm :D :D :D Sadece şekilsel okuma değil,içe dönüşlü şiirsel bir gece olmuş konuya uyananlara bu şahane.Halayın bile bir başı vardır,mendilin kimde olduğuna da takılmadan tey tey tey mantrasının tadını çıkarabilelim yeter,esas olay halayın kendi :D !!! :D
    buRAK notu : Hafta da 2 gün günlüğe temizliğe de gelelim istersen,? :) olur yani,süpürürüz.Bizde keyif kakılmış, iş ninca’nın çekirge terbiyesi kıvamın da,itinayla sabah körün de pür neşe pencere perdesi açarız işinize gelirse … :D

    04/01/15 – 15:41