Genişletilmiş yeni baskıda son durum…
Ustalar kitabı okuya okuya basıyolar. Zor iş. Çünkü iki ayrı uçtan başlayıp ortada birleşmek gerçekten zor bi iş. O yüzden eski baskı ellerinde kıyaslaya kıyaslaya basıyolar. Abi bu sayfaları yeni versiyona eklemişsin ded bi tanesi :) Yepyeni bi matbaada, yepyeni bi versiyonu bastığımız için titizlendik biraz. Ama sonunda sonuna geldik efendim. Bugün günlerden ne? Cuma. Bu hafta bitti demek ki. Salı-Çarşamba ilk kitaplar elimize geçicek hayırlısıyla. Bi kaç gün sonra da sert kapaklılar.
Yeni baskıda kağıdı azıcık daha ince kullandık. 58gram yerine 55 gram galiba. Böylecene kitap kalınlaşmadan 1024 sayfaya ulaştık. Tek bir boş sayfa kalmadan 64 formaya çıktı kitap, çok mutlu etti beni. Yoksa finalin iki sayfasının 1 ters 1 düz yanyana gelmesi mümkün olmuyor. Sayfa düzeni biraz daha gelişti gibi. İki yaprağı birleştiği yerde cümleler içeri kaçabiliyodu. Biraz daha pay verildi. DONA ve BEN yazılarının stili biraz değişince, yer kazandık ve satır aralarını biraz daha açabilme imkânı doğdu. Güzel oldu.
Kapağa gelince, kapak beni çok heyecanlandırdı. Gofretli baskı çok tatlı olucak gibi. Gelince görücez. Levh-i’nin i’sinin noktası dünya oldu. Yukarda görüldüğü gibi. Bir de Binyılın Kur-an Tefsiri yazısını içeren tuş takımı büyüdü ve karakteristik değiştirdi. Kabartma olması da ayrıca güzel oldu. Bir de Tef’sir’ in içindeki sır kırmızı oldu. Bakınca baam diye ses geliyo. Özledim Levh-i Mahfuz’u. Şu sıra hayatımız kitap baskılarıyla geçiyo. Geçende Peygamber Çocuklar bastık. Tanrı’nın doğum günü yeniden basılıyor. Bir eksiğimiz büyük kitaptı. O da geldi-geliyor. Hoşgeldin Levh-i Mahfuz.

Soru sorma makinaları…:)
Sevgili buRAK,
Havalar çok sıcak ya beni de uyku tutmuyor, dün gece de oturmuş kitap okuyordum, derken üstlerinde yalnızca donları ile (çok sıcak olduğu için gi-jamalarını giymiyorlar) benim iki karaböcü gözlerini ovuştura ovuştura yanıma geldiler :) Büyük oğlum “anne kardeşimin sana bir soru sorması gerekiyor” dedi. Bu aralar öpüşmeye fena takık olduğu için, “eyvah” dedim içimden ama mevzu başkaymış. “Sen ne zaman yaşlanacaksın, daha çok var mı? Ben de yaşlanacak mıyım?” bunları düşünmekten uyuyamamış benim ufaklık. Üst katta oturan annem, 98 yaşındaki babaanneme baktığı için yaşlanmayla kafayı bozdu benim oğlum. Neyse onun sorularını bitirdik, ama baktım benim büyük oğlan kıvranıyor, birşey soracak soramıyor, sor oğlum dedim. “Hayatımız zaten belirli ise biz neden yaşıyoruz?” dedi. Bu yıl 4. sınıfta din dersleri başladı maalesef, bir sürü çelişkili bilgi, ne yapsın çocuklar. Öğretmenleri kader, cennet, cehennem, kıyamet konularını müfredata göre anlatmış, ama en azından “Tanrı kimseyi çarpmaz, o herkesi koşulsuz sevgi ile kuşatır.” demiş. Tam da bu noktadan başlayarak başladım anlatmaya. Aldım elime de konularına göre post-it yapıştırdığım TDG’yi takıldığım yerde kitaba bakarak 1 saatte tüm kavramları yerle bir ettik. İlk ve son kez dünyaya gelmediğini öğrenince yüzündeki ifadeyi görmeliydin. Şaşkınlık ve mutluluk bir arada. Ardından gelen bir sürü soru… Cevaplar ağzımdan o kadar güzel döküldü ki Levh-i Mahfuz için bir kere daha şükrettim. Sana da yeniden çok teşekkür ederim. Biliyorum “ben vesile oldum sadece diyorsun”, ama ya post-it’ler o küçük renkli şeyler hayatımı kurtardı dün gece:)
Biz kaderi konuşurken ufaklık da artık nasıl kulak misafiri olduysa “ben de kafamı delmiştim okulda” dedi. Abisiyle ben bir ağızdan “o senin yaramazlığından” deyince çok bozuldu:))) Çok konuşuyorsunuz, kuşu uyandırdınız, diye bizi azarladı.
Büyük oğlum seneye mezun olurken öğretmenine TDG’yi hediye etmek istiyormuş. Gece 02:00′de sohbetimiz bu cümleyle noktalandı, babamız horul horul uyurken, operasyon tamamlandı (evet, o da maalesef ısrarla okumayanlardan)
Ben kampanya sloganımı buldum. Maaşımı alınca hemen yeni bir jeton daha alıp oynayacağım. “Anneler, babalar, çocuklarınızın din ile ilgili tüm sorularının cevabı bu kitapta. Allah, kader, ölüm, cennet, cehennem, kıyamet sorularını cevaplarken artık ter dökmeyin.”
ObO…
Bu nedir böyle? Karizman yerlerde buRAK söyleyeyim sana. Bu şekilde yaparak bence kitaba haksızlık ediyorsun. Nerde o eski günler… O eski gizemli haller, merak uyandıran, sessiz ama derinden gelen, tamamen doğal yollarla avuçlarımıza düşen ve şok eden zamanlar nerde?
Hoşlanmıyorum bütün bu seferberlikten :/

İtirazlar bizim için değerli. Fakat bu ‘karizman yerlerde sürünüyor’ tümceli itiraza bakınca kendimi, Son Tefsirci kimliğimle gündüz kuşağı kadın programlarına çıkıp halay çekmişim, çekimden eve gelince de böyle bir mail almışım gibi hissettim. Yani böyle bir şey söylemek için biraz erken değil mi? Benim bi yerde bi rezalet çıkarmamı falan bekleyemez miydin? :) Basit bir Google SEO projesi bu. [Arama motoru optimizasyonu]. Anahtar kelime oyunu.
Sen gizem diyince… Siteyi kapatsak misal, çok süper ‘gizemli’ oluruz? Peki bir yere varır mıyız? Hayır. Demek ki ihtiyacımız olan bu anlamda bir gizem değil. Perdeler neden kapalı kalsın, bizim kitabı ‘Açın Pencereleri, Bütün Dünya Duysun!’ diye bitmiyor mu? Gizem tanımlarımızı senkronize edelim o zaman. Gizem, bizim doğal örtümüz. O örtü biz ne yapsak kalkmaz. 4 senedir burada yaz Allah yaz, kendini anlat Allah anlat, gizem kalktı mı? Bana sorarsan daha da arttı. Karizma, gizem, merak uyandırma bunlar bizim davranışlarımızın ürünü değil karakteristiğimizin sonucu. İsteyerek yaptığımız şeyler değil. Gizemli ‘takılmıyorum’ yani. Neysek oyuz. Dışarıdaki tanımla bendeki farklı. Gizemin rengi siyahtır, bizim rengimiz ise şeffaf.
O nedennen bu mesajı, senin klavye tuşlarında meydana gelen elim bir arıza sonucu meydana gelmiş bir mesaj olarak kabul ediyorum :) Benim ObO’larım vardır. Aman ObO’lardan olma. ObO dostlarım. Yeni napsam ‘Olmadı buRAK Olmadı’ derler. Tuşlar klavyenin üstünde hazır bekler. 24 saat nöbet. Kramp falan girmiyo iyi ki. Sağ el orta parmak O’nun üzerinde. Onun altında L, Onun altında M. Ik desem ışık hızında ‘Olmadı buRAK Olmadı’. Mık desem ‘Olmadı buRAK Olmadı’ Hiç kıpırdamadan oturman lazım.
Diyeceğim o ki, klavyene söyle bana böyle şeyler yazıp yollamasın. Benim ObO’larım bana yeter. Bi de senin klavyenle uğraşmıyayım :)

Okuyanlar ve Duymayanlar… Ve Okumayanlar…
Bu gece gerçekten çok hararetli bir tartışmanın içindeydik. Tartışmaın içinde olanlar yabancı değiller iki kuzenim ve abim.. Kuzenlerimden bitanesi ve ben bir taraf diğer kuzenim ve abim bir taraf gibi bir ortam oluştu. Hararetli tartışmanın fitilini ateşleyen kitaplarının versiyonlar şeklinde çıkması ve kitapların fiyatlarıydı. Kitapların versiyonlar şeklinde çıkması ve her çıkan kitabın satış fayatının yüksek bulunmasıydı çıkış noktası.. Tüm insanlığa hizmet eden bu kitabın neden bu kadar yüksek fiyatta satılmasına karşı itirazlar vardı.. Ve itirazların iskeletini oluşturan şuydu; Sürekli versiyon yenileyen bir kitabın yazarı neden sadece eklemeler yapılan metinleri bir araya toplayıpta ince bir kitap oluşturup 3-5 tl ye satmaz.. Onun yerine eski versiyonu olduğu gibi kullanıp üstüne yeni metinleri ekleyip 18 tl fiyat koyarak piyasaya sürer.. Tamamen ticari bir kaygı olduğunu öne sürdüler( kitabı okumadıklarını belirteyim)…

İnsanın okumadığı bir kitaba, yapısal teklifler getirmesi ilginçtir. Ben de Ay’a hiç gitmedim. Burdan gökyüzüne bakıp MIR Uzay istasyonunu ters koymuşsunuz, çevirin onu demiyorum. Aslında demeli belki de, hayat daha eğlenceli olabilir :) Şakası bi kenara. Benim ilgi alanım okuyanlar. Bir de duymayanlar var. Onlara duyuralım, haberdar edelim, derdim bu. Okuyanlar ve Duymayanların dışında kalan sınıf ısrarla Okumayanlar sınıfı. Ve o sınıf benim ilgi alanıma hiç girmedi, girmiyor, girmeyecek de. O sınıfın geyik tadındaki soruları hiç bitmez. Kitabı önlerine bedava koysan gene okumazlar. Bu bedavalık onlarda başka kuşkular doğurur bu sefer. Bu değirmenin suyu nerden geliyo, ne malum bu kitabı derin Amerikanın, falanca topluluğun finanse etmediği? derler de derler.
Biz, ancak bilimsel merak duygusu gelişmiş damaklara hizmet veriyoruz. Okumayanlara dönük bi yayınımız yok. Dolayısıyla bu cevabım abine, kuzenlerine değil, doğrudan sana. Baktım, somut bir öneri, yeni bir fikir çıkabilir mi bu itirazdan diye. Matesüf. Biz aslında onların bahsettikleri şeyi yapmışız. Peygamber Çocuklar tamamen yeni eklemelerden oluşan bir kitap. İçinde eski yoksa tamamen yeniyse sorun nedir? 18 TL olması mı? O kitap benim için 18 Lira değil 9 Lira. Biz bu ücrete veriyoruz. Aradaki 9 Lira’ların araştırması için senin kuzenleri Diyenar, Remzi yetkilileriyle görüştürmek lazım. Tümüyle bizim dışımızda bir konu. Biz de 3-5 liraya veremiyoruz sadece üretim maliyeti zaten 5 lirayı buluyor. 4 yıldır bitip tükenmeyen bu gibi kuzen sorularına cevap veriyor olmaktan gocunmuyorum. Birilerinin bana içinde liralar geçen bu cümleleri yazdırması, bunun eğlencesi bana yetiyor. Bir tarihte onların da buradaki komikliği farkedeceklerini biliyorum. Komik olmakla gülünç olmak arasındaki acı verici farkı farkedeceklerini de biliyorum.
Okumamakta ısrar edenler tarafından fiyatı sürekli gündeme getirilen ürün bir KİTAP. Yani ben buradan şunu anlıyorum. Shakespeare’i bugün görme, ona Hamlet’le ilgili iki satır soru sorma şansım olsaydı bunu nasıl değerlendirirdim? Ben, Hamlet’in bilinçaltı arzularını sorardım belki ya da bu eşsiz kitabın alternatif başka bir sonla bitip bitmemesini hiç düşünüp düşünmediğini sorardım. Ama anladığım kadarıyla senin kuzenlerin Shakespeare’i görselerdi soracakları soru ‘Usta bu malın sana girişi kaç para?’ şeklinde.
Metallica’yı pekçok severim ben. Haklarında da pekçok şey okumuşumdur. Pek çok röportaj da okumuşumdur. Bu kadar sorunun arasında Metallica’ya ‘CD’leriniz neden 12.99$?’ diye bir soru sorulduğunu hatırlamam. Metallica 10 tane albüm yapsa da alsam dersin. Hiçbir eserin karşılaşmadığı sorularla biz muhattabız, bu bir açıdan normal. Sorup sorabileceğin her soruda buradayız dediğimiz için. Her soruya olduğu gibi, bu soruya da göğsümüzü gere gere verecek cevabımız var. Her soruda olduğu gibi bu soruyu da cevaplamak, ama bu soruları soranlardan olmak konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Levh-i Mahfuz diye bir kitap yeryüzünde ortaya çıktığında soracağın soru bu mudur?
Kitabı okumamaya gerekçe haline gelmiş bu itirazların mistik bir yönü yok. Maliyet muhasebesiyle, pazarlama, satış bilgisiyle kişilerin kendi kendilerine cevaplayabilecekleri sorular bunlar. Philip Kottler’in Marketing Management kitabında bu soruların bütün yanıtlarına erişilebilir. Kitap 60 lira yalnız…
Ürün 1000 yıl önce sadece üründü. Demiri nal şeklinde bükebildin mi, at gelip seni buluyordu. Günümüzde işler böyle yürümüyor. Ürün sadece elinde tuttuğun değil. Ürün, onu sana ulaştıran toplam bir mekanizmanın parçası. Bunlar hep Marketing Management’tan bu arada. Levh-i Mahfuz’dan değil.
Ürün 4P’dir. Price, Product, Promotion, Place. Çağımız kompleks hal aldıkça, bu P’lerin sayısı giderek artıyor. Ben bıraktığımda 7P’ydi.
Product’ı yazdım bitti yoktur. Hazret-i Muhammed bugün gelse, üstesinden gelmesi gereken mekanizma gene budur. Place… Getirdiğin kitabı insanlara ulaştıracak olan ağ. Onlar olmadan elindekinin eser olduğunu söyleyemezsin. Hazret-i Muhammed bugün gelse, Kur-an’a vereceği isim ‘ideoloji’ değil ‘ürün’ olacak ve izleyeceği akış da Marketing Management teorisinden başkası olmayacaktı. Misyonerler gibi sokakta bedava kitap dağıtacağını düşünmüyorduk herhalde değil mi? Kendisine servet teklifiyle gelen sermaye sahiplerine ‘Bir elime güneşi verseler, diğer elime de ayı gene de hayır’ diyen bir insan evladını, ‘bugün yaşasaydı bir finansör edinirdi’ diyerek hayal etmek, kişinin Kur-an’dan anladıklarını gözden geçirmesi gereken bir durum.
Maliyet muhasebesinde önemli bir şey var. Ürün maliyeti, sadece üretim maliyetinden oluşmaz. Seri üretimin maliyetinin yanında asıl önemli olan seri üretilecek prototipin maliyetidir. Tabi bizde ar-ge kültürü pek olmadığı için, maliyet muhasebesi geliştirmeden değil üretme maliyetlerinden oluşur. Iphone’u alırsın 1.000 dolara. Iphone’u parçalarını ayırdığında, parçaların maliyeti 250 dolardır. 750 dolar kâr mıdır peki? Hayır değildir. Adam sadece antenlerin çekip çekmediğini test ettiği merkezine 100 milyon dolar harcadı çünkü. Levh-i Mahfuz’un prototip maliyeti nedir? Hindistan yaylalarında gurulara hediye vermeler karşılığında alınan bilgilerle yazılmadığı için nispeten düşüktür. Etiket fiyatının 60 lira olmamasını, bilginin özden gelmesine borçluyuz sanırım. Lakin özünü dinleyebilmenin de koşulları var.
Unutmayalım. Hazret-i Muhammed bugün yaşasaydı, Hira’sında Kur-an yazmaya çekildiğinde Cebrail’in dışında, ayda bir düzenli, esrarengiz bir ziyaretçisi daha olacaktı:
EVSAHİBİ.

…
Mail fikrini yaratıcı buldum, ancak….
kendi adıma ben bu tür maillerin ilk bir kaç satırını okur genellikle de silerim.
hele ‘Subject: Okursan hayatın değişecek, okumazsan okuma! ‘ dendiyse okumadan silerim.
mail metninde bana göre önemli olan ve vurgulanması gereken cümle ;
” okursan hayatını değiştirecek olan şey, bu mesaj değil başlık seni yanıltmasın. Okursan hayatını değiştirecek olan şey, okuyanların hayatını değiştirdiği tecrübeyle sabit olan Levh-i Mahfuz isimli bir kitap”
çok sonlarda kalmış …
başlarda olmalı ve metin olabildiğince kısa tutulmalı…
Göndermezsen gönderme…:)
Merhaba Sevgili buRAK,
Yazılanları ve yazılarını okudukça, bir an önce seferberliğe geçmek için sabırsızlanıyorum. Ses duvarı programını önümüzdeki günlerde edinip ilk adımı atacağımdır işallahhh…
Bununla birlikte, bir başka yöntem de benim aklıma geldi. İşe yaracağını düşünüyorum, işe yaramazsa da çok eğleneceğimizden eminim. :)
Hani şu “Bu maili 2 dakika içinde şu kadar kişiye yollarsan…” mailleri var ya, tasvip etmesem de inanılmaz işe yarıyor. Saçma bulduğum halde, ya doğruysa diyerek birkaç tanesini arkadaşlarıma gönderdiğimi de itiraf ediyorum. :) Ben bile kızdığım ve inanmadığım halde bunu birkaç kez yaptıysam, o mailler kaç adrese ulaşmıştır tasavvur dahi edemiyorum.
Uzun lafın kısası, biz de okuyanların ve arkadaşlarına gönderenlerin hayatının değişeceğine (ki gerçekten değişecek) dair benzer bir metni dağıtmaya başlasak nasıl olur? Mailde söyleneni yapmazsa başına uğursuzluk geleceğini de ifade ettik mi eminim tüm paranoyaklara ulaşmış oluruz. Toplumca paranoyaklaştığımızı göz önüne alırsak, kanımca tüm topluma bir iki tık’la ulaşmış oluruz. Son kısım esprikti. :))
Ciddiyet lütfennn. :))) Neyse, ben bir metin hazırladım, bakalım beğenecek misin? OK dersen hemen başlayacağım dağıtmaya.
Sevgilerimle…

Subject: Okursan hayatın değişecek, okumazsan okuma! :)
Biliyorum başlığı görünce internette durmadan dönen ve artık hepimizi bayıltan “Yapmazsan ölümü gör!” mesajlarından biri olduğunu düşündün. Ama yanıldın. :)
Bir kere, okuyup okumamak, ciddiye alıp almamak, arkadaşlarına gönderip göndermemek tamamen sana kalmış.
Okumaz, ciddiye almaz ya da arkadaşlarına göndermezsen başına herhangi bir bela, uğursuzluk da gelmeyecek. Hayatına aynen devam edeceksin.
Amaaaa, okur, ciddiye alır ve de arkadaşlarına gönderirsen hayatında çok şey değişecek hatta hayatın tamamen değişecek. Aynı zamanda arkadaşlarının da hayatının olumlu yönde değişmesine hem şahit hem de vesile olacaksın.
Yapmanı dilediğim şey çok basit; bu mesajı istediğin kadar kişiye, istediğin sürede göndereceksin. Ne kişi sayısı ne de süre koşulu var, tercih tamamen senin, takıl kafana göre.
Yapmazsan da canın sağolsun ama günün birinde yapmadığına bin pişman olacaksın. O kadar da iddialıyım yani. :)
Sahi, okursan hayatını değiştirecek olan şey, bu mesaj değil başlık seni yanıltmasın. Okursan hayatını değiştirecek olan şey, okuyanların hayatını değiştirdiği tecrübeyle sabit olan Levh-i Mahfuz isimli bir kitap, yazarı da buRAK özDEMİR. (google amca sana ayrıntılı bilgi verecektir. :) )
Sen de dünyanı ve dünyayı değiştirmek istiyorsan lütfen oku bu kitabı, pişman olmayacaksın inan. Ha, eğer kitabı okumaya niyetlenirsen, okumaya başlamadan önce şu önyargılarını tatile yolla lütfen. :)
Hiç olmazsa şu linki http://www.tanrinindogumgunu.com tıkla yahu, inat etme, bir tıkla kolun yorulmaz ya! Tıklamazsan başına bela olurum, kabusun olurum, benden ala bela yok ona göreeee… :D Tamam tamam, bela da yok, söz verdik bi kere napalım. :)
Hadi, kal sağlıcakla…

Yıldızlı harikulade. Bayıldım. Benimle ilgili ikinci satırı çıkardım. Yazarın ismi bize sadece kitabı bulma sürecinde yardımcı bir anahtar kelime. Ben başka bi işe yaramıyorum :) Önerim şu. 1-2 gün daha bu metin üzerinde çalışılırsa daha iyi olabilir. Espri muhteşem. Bu maili paylaşırsan köşeyi döncen, paylaşmazsan geberip gitcen maillerini kafaya alma esprisi muhteşem. Bu harika esprinin altı biraz daha kesin hatlarla çizilirse, okuyan kesin gönderir :)

Seferberlix…
Sevgili buRAK, Ben emailimde kayıtlı bulunan 1000 kişiye hergün ellişer kişi olmak üzere mail atmaya başladım. Umarım bir işe yarar. Selamlar…

Yakında sitede İstiklal madalyası dağıtmaya başlıycaz :) Herkes öyle seferber ki. Harikasınız.
No proplem…
Arkadaşım da reklam almaya kalktı, kendi metnimizi yazdık.
Ama alamadık??
Bir sorun mu var?

Aman, şeytan kulağına kurşun :) Sistem tıkır tıkır çalışıyor herhangi bir sorun yok.
Ses Duvarı aşılıyor…
Sevgili buRAK; google “Ses Duvarı” kampanyası muhteşem olacak. Beni çok heyecanlandırdı ve harekete geçtim. Az önce odaklandım ve google adwords için “herkesin ulaşabileceği” kelimelere yönelik bir beyin fırtınası yaptım. Ne de olsa kitabımızın hedef kitlesi “herkes” ve bize çok iş düşüyor. Beraberce bir şey yapmak, muhteşem. Kardeşim de ayrıca çalışıyor üzerinde. Ailenin ev ödevi olacak ve sonra birbirimizle paylaşacağız… Kampanyamıza ilişkin odaklanma sırasında TDG yanıbaşımdaydı; niyetimi koydum ve ondan da yardım istedim. Rastgele açtığım sayfadan, hiç de tesadüf olmayan bir mesaj çıkıverdi: “….Sistemin selameti için, ‘Sen’, ‘onların’ inşa ettiği ‘siz’ duvarındaki bir tuğla olmalıydın. Kendin olmamalıydın…” (TDG, syf:227) Ve oyunu şimdi Levh-i Mahfuz bozuyor. Hem de, ‘Siz’ duvarındaki tuğlaları, ‘Ses Duvarı’na dönüştürerek… Hepimiz el ele vererek sesimizi yükselteceğiz. İyi ki varsın Levh-i Mahfuz. İyi ki varız…

Ben de çok mutlu ve de umutluyum. Levh-i Mahfuz için yaratılmış bir mecra bu sanki. Çocukken Fame City diye bi oyun merkezi açılmıştı. Bütüüün harçlıklarımı oyun oynamak için jetonlara yatırmıştım. Bu da öyle birşey. Bütün jetonlarımı harcıyorum :) Bir de okuyucu aileden gelen kampanyalarda o kadar muhteşem kelimeler çıkıyor ki, daha çok çıksın diye bu jetonlar da benden diyorum :) Kelime oyunu gibi. Sonuçları görebilmek de kendini labaratuvarda hissetmene neden oluyor. Yeni insanlara açılmak güzel his. Çalışmalara devam.
———
[Bir başka reklamcıdan gelen mesaj]
Yaaa…
Şimdi de benim bi propplemim oldu.
ses duvarı onay maili aldım
hemencecik denedim
hahahahha
evek… :D
iki kelimemi yazdım veee reklamım hooop çıktı….
ama
sevmedim :((((
“Bu kitaba verilecek not bile olamaz”…
Yahu reklamcı ben miyim sen misin sevgili buRAK’cım?
Şunu allı pullu ve OLUMLU yapsana…
ilk intibam şu “bu kitabı okumaya bile değmez.. not vermeye değmez” gibi.. çünkü negatif!!
posstif olsun…
nolur…
değişsin :S

Olumlu olumsuz birarada olsa ne olur? Deneye deneye göreceğiz bazı şeyleri gibime geliyor. Hmmm. Madem öyle. O zaman şöyle. İsteyen herkes kendi kampanyasının metin yazarı olsun. Kendi cümlelerini gıgıllandırsın. Gıgıllamış Destanı :) Ya da sitedeki başka cümleleri alıntılasın. Metin yazarları için dogumgunu.com.tr’de gerekli düzenleme yapıldı.


İki kişinin bildiği SECRET değildir…:) Sevgiyle…
2007 yılında Secret kitabı ve CD sinden sonra çook etkilenip apar topar floridada verilen içlerinde secretten hocalarında olduğu bayada tuzlu olan bir eğitime gittik ben ve ortağım. Neyse Turkiyeden bunu yapan ilk kişiler olmanın guru ile geri dödük ( ne bilelim başımıza gelecekleri secret bildirgesini sen geç yazdın hepsi senin suçun :) Neyse ilk başta herşey harika gitti gerçekten, neredeyse istediğim her şeyi elde ediyorum, işte şirkette işler iyi filan, müşteriler geliyor gidiyor, biz baya havalı evvvet işte biz bu secrettaki hocalarla bire bir çalıştık ahanda bunlarda kantıları resimler videolar vs…ama şunuda net olarak söylemeliyimki herşey böyle şıkır şıkır giderken bile içimde bir yerde bişi beni devamlı dürtüyordu yalnış yoldasın diye ama geçip gidiyordum.
İşin çok ilginç yani ise ben TDG ile 2007de tanıştım yani okumaya başladım, şimdi nostalji bölümünü okuyorum iki gündür ve hala 2007 agustostayım :) ne çok şey kaçırmışım diyorum…ben secret bildirgesini, o bildirgede söylenen kıyametleri yaşadıktan çoook sonra okudum, şu anda kafam allak bullak cidden nasıl oluyorda ben bu yazıyı kaçıyorum bişi bana bu yazıyı kaçırttı resmen ama neden? Hatta sana o zamanlar bir mailde göndermiştim böyle havalı havalı şirket ismini ve secrettaki hocaların ismini vererek işte ben turkiyede bu hocalarla çalışan tekim filan diye, sende bi taraflarınla gülmüşsündür herhalde :)Ne bilim senin böyle bir yazı yazdığını yada yazacağını.. secret bilgileri ile kendime çektiğim herşey daha sonra benim kabusum oldu, şöyle şöyle bir sevgilim olsun dedim, oldu şu anda pişmanlık duyduğum tek ilişkim bu kişiyle yaşadığım ilişkidir..işim gücümü bırakmak zorunda kaldım yine bu insan yüzünden ve yine bu insan yüzünden de gerçek aşkımdan oldum :) ( belkide olmamışsımdır Allahtan ümit kesilmez) yani cidden çok ağır bedeller ödedim. Paylaşayım istedim…yani beni o günlerden hatırlarsan gerçi o zamanlar benim yazdığım hiçbir şeye cevap vermiyordun, benim artık secretla mecretla işim yok. Dediğim gibi tükkanda kapandı 2007 sonunda zaten :) şimdi işim gücüm TDG Peygamber Çoçuklar…Ama şunuda belirtmeden geçemen, ben devamlı bir arayış içindeyim, hemen her türlü zımbırtıyı denedim, buna hindistana gidip bir aşramda yaşamakta dahil :) ama bir yerim heep sordu peki kuran bunun neresinde islam bunun neresinde diye, ben islam dinin çok korkunç bir resim çizsede içinde bir cevher olduğunu bilirdim ama dışı çok korkunç olduğundan içine girmeye hiç cesaret edemezdim, kuranı okuma teşebbüslerim hep hüsran oldu çoğunu anlamadım analdıklarımdan korktum anlamdıklarımı sorduklarım ise tam bir hayal kırıklığı idi. İşte benim bir çok arayışım ve secreten içine girmem Turkiyede bir ilk :) olarak şimdilerde çok işime yarıyor…etrafımdaki hemen herkes benim girip çıkmadığım delik kalmadığını biliyor onlara TDG ve Peygamber Çocukları önerdiğimde her türlü argümana cevap verebiliyorum…bana secret dediklerinde şimdi o resimleri bu öğretinin ne kadar yanlış olduğunu söylerken kullanıyorum. Hani ben bunların içine girdim çıktım baabında. Sakın yalnış anlaşılmasın ben senin yazından sonra yaşamadım bunları tüm bedelleri ödedikten sonra okudum yazıyı ve okurkende acı acı gülümsedim, yazınıda geçen sene okudum…neyse işte böyle bunuda itiraf edeyim bariiii dedim…Ben bir secret mecret zedeyim :))
Birde 3 gündür karpuz detoksu yapıyorum, böyle baya hafifim kafada iyi :) hani vucut temizlendikçe bağlantı daha kolay mesajlar daha net geliyorya.Dün gece seni rüyamda gördüm.Ben 32 yaşındayım 24 yaşındayken nişanlım vefat etti…sonrasında hayatıma girenler oldu ama niyeyse bir türlü sonu gelmiyor yani ben evlenemiyorum :)) Ama evlenmek istiyorum…işte dün gece rüyamda sana aynen böyle bir mail gönderiyorum ama sanki konuşuyor muşuz güya sen benim neden evlenemediğimi biliyormuşsun. Ben sana soruyorum sen kafanı sallayarak beni dinliyorsun tam cevap verecekken uyanıyorum…şimdi sen benim neden evlenemediğimi biliyor olabilir misin…:)))Biliyorum biraz hoş oldu ama olsun napalım.
Eski yöntemler…
eski yöntemleri de hafife almamak lazım, küçük bir öneri, Levh-i Mahfuzu tanıtan bir yazıyı A4 kağıdının yarısına, ya da dörtte birine fotokopi ile çoğaltıp sokak bildirgesi gibi dağıtalım, altında sitelerimizin internet adreslerini de yazalım, ramazanın yaklaştığı bu günler Kuran satışlarının en çok olduğu zamanlar insanlar arayış içindeyken ellerine böyle bir kağıdın geçmesi onları kitabımızla buluşturabilir, hem böylece internete uzak kesime de ulaşmış oluruz, haftada birkaç saatimizi buna ayırıp yaşadığımız şehrin işlek caddelerinde, cami, sinema, maç çıkışlarında bu kağıtları dağıtabiliriz.

Harika bir fikir. Eski yöntemleri de ihmal etmemeli evet. Sokakta bildiri dağıtma yöntemi, insanları sokakta cinnet ruh halinde yaşayan bi ülke olmasaydık çok yerinde bir proje olabilirdi. Okuyucu ailemizden kimsenin milyonda bir de olsa böylesi risklere girmesini istemem. Eski yöntemlerin içinden perde arkasından, fizikî varlığı öne çıkarmayan yeni arayışlara her zaman açığız.

Proplem giderildi…:)
Sevgili buRAK,
levhimahfuz.info’yu internet explorer’da görüntülemeyi dener misin? Çok fena dağılmış görünüyor. Herşey alt alta sıralanıyor ve bazı yazılar birbirine girmiş durumda. Bilgilerine…
Kandil…:)
Kandille ilgili yazıyı görünce bir anım geldi aklıma.Bu yıl eğitim-öğretimin birinci döneminde okul bahçesinde tören alınındaydık.Lise son sınıf olan ve son derece sorunlu bir sınıfımız vardı.Aynı sınıftan yine son derece geveze her yazılıda kopya çeken-demeyeceğim çekmeye çalışıp onu bile başaramayan ve her yazılıda kopyadan yakalanan-son derece geveze ve saygısız bir öğrencimiz bana “Hocam kandiliniz kutlu olsun” dedi.Ben de günlük koşturmacalar ve yoğunluktan o gün kandil olduğunun ya da hangi kandilin kutlandığının zerrece farkında olmadığımdan “Yaa bugün kandil mi hangi kandil?” deme gafletinde bulundum.Öğrencinin diline düşmeyegör bu sınıfına döndü ve yüksek sesle ve gülerek dalga geçerek “Arkadaşlar duydunuz mu hoca bugün kandil olduğunu bilmiyormuş,kandili bilmeyen kandilden haberi olmayan bir hoca ilk kez görüyorum.” diye bağırmaya başladı.Ben çok sinirlendim tabi ve “Bilmek zorunda mıyım kandili.Gevezelik yapma sen kandilli biliyorsun da sana ne kazandırdı onun için mi böylesin” dedim.Ve ilk dersim hemen o sınıfaydı ders de Allah Tassavvuf:)Ben Mevlanalardan,Yunuslardan,Hacı Bektaşlardan öyle bir dem vurdum ki…Dünyadaki tüm büyük kişilerin aynı ortak noktada buluştuklarını tüm dinlerin özünün sevgi,saygı,erdem ve hoşgörü olduğunu yapılan ibadetlerin öze inmediği sürece hiçbir şey ifade etmeyeceğini ne kadar ibadet edersek edelim kalbimizde kin,öfke ve nefret varsa asla bir Müslüman olamayacağımızı birkaç rekat yatıp kalkmakla hele hele kandil bilmekle veya kutlamakla Müslüman olunamayacağını gerçek Müslümanlağın sevgiden,saygıdan,çalışkanlıktan ve dürüstlükten geçtiğini…anlattım da anlattım:)Öğrencinin yapmış olduğu terbiyesizliğin siniriyle de öyle içten anlattım ki sınıftan çıt çıkmadı,hele o öğrenci başını bile kaldıramadı…Vee konuşmanın sonunda tabiki konuyu TDG ‘ye getirdim ve hepsine okumalarını tavsiye ettim.Hı çok mu değişti o öğrenci:)Zil çaldığı an eski haline geri döndü:)Dedim ki içimden neden insanoğlu illahiki yaşamadan öğrenmez,neden hep hayat onu adam edene kadar tokatlamak zorunda kalır!Buna da karma deniyor işte hepimiz yaşamamız gerekenleri yaşıyoruz bu düyada maalesef ki!!!
Kandil…
Kandil gecelerinde sitede bugünlerle ilgili bir yazı göremiyorum. Acaba kadir gecesi dışındaki geceler gerçekte islam kültüründen oluşan geceler mi? yoksa gerçekten islam olarakta bir anlamı varmı?

Dinî olsun, millî olsun, genel olarak önemli günlerle ilgili, içimden yeni birşey gelmiyorsa, o günle ilgili birşey yazmıyorum. Rutin kutlamalar konusundaki idolüm Cumhurbaşkanlığı sitesi. Otomatik sesli cevap sistemiyle olgular nasıl kutlanır’ın en muhteşem örneği :) Bir otursam bilgisayar programına Cumhurbaşkanlığı yaptırabilirim bu şekilde.19 Mayıs olunca tarih, bilgisayar otomatik olarak ‘Milletimizin 19 Mayıs’ını kutlar…’ diye başlayan cümlelere başlıycak… Rutin sözlere gerçekten alerjik reaksiyonum var.
Kandillere gelince. Kandiller konusunda bir bilgim yok. O versiyona gelmedim henüz :) Daha önce Kadir gecesi’ne böm böm bakıyordum, KDR Bildirgesi gelinceye kadar. Bi de şöyle birşey oluyor. Ben dinî bir konuda ‘bilgim’ olmadığını söylediğimde, bazı dostlar bilinen bilgileri yolluyolar bana sağolsunlar. Öğrenmem için. O değil ki. Bilinenlerden farklı bir bilişim yok. Cümle içindeki bilişim kelimesi şu an dikkatimi çekti bu arada. Zulkarneyn konusunda hiçbir fikrimin olmadığını yazmıştım daha önce dürüstçe. Yeryüzünde dilden dile dolaşan ne kadar Zulkarneyn efsanesi varsa, posta kutum dolmuştu. Bizim terminolojimizde ‘bilgi’ ile kastedilenin ne olduğu Levh-i Mahfuz’un ortaya çıkardığı Zulkarneyn’in nasıl bir şey olduğu görülünce, tam anlaşılmıştır sanıyorum. Bu anlamda, Kandillerle ilgili gerçekten bir ‘bilgim’ yok. Eminim kendi içlerinde anlamları vardır. Hatta şu an ilginç birşey. Bilmiyorum dedikçe, içimde bir çarkın dönmeye başladığını hissediverdim. Bu bünye birşeye ‘ben bilmem’ derse, o bünyenin başına neler gelir çok iyi bilirim. Biraz devam etsen, kandillerden kandil beğen. Lakin şu an, bu çarktan istemeyerek de olsa uzak olma vakti. Çok iş var. Kitleye hazırlık telaşı bizi bekliyor.
Fakat bugün ilginç bir sabah oldu benim için. Uyandım, sessizdeki telefonumu aldım. Diğer göz açılmamış daha. Tek gözümle bakıyorum 2 mesaş var telefonda. Okuduğum birinci mesaş Levh-i Mahfuz mahkemesiyle ilgili duruşma gününün belirlendiğini haber veriyor. Güne mahkemeden gelen bir mesajla başlamak nasıl bir duygu acaba’yı keşfedemeden, ikinci mesajımı okumuş bulundum. ‘Beraat Kandiliniz Kutlu Olsun.’

Bir not…
Ses Duvarı programında dogumgunu.com.tr’den oluşturulan kampanyalar, kampanya bitiminde kampanya sahiplerine raporlanacak. Böylelikle satın alınan kredilerin nereye gittiği şeffaf bir şekilde görülebilecek. Diğer yanda, google’dan direk kendisi kampanya düzenleyen dostlarımız da verilerini bizimle paylaşabilir, güzel olur.
Bir teknolojik atılımımız daha olucak. Kanada’dan, Kore’den, Amerikanya’dan küçük küçük aygıtlarımız geldi. İzlanda’dan da güzel bi yazılım aldık. Bunlar Voltran’ı oluşturcaklar. Anlatıcam yakında. Önce kafamda tasarlayıp birleştirdiğim aletlerden oluşan bu sistemi çalıştırabilmem lazım. Gözümde büyüyor. Ama çalışır çalışır…
Bir teknolojik atılım daha var, o da sırasını bekliyor. Teker teker gelin. Ben şu kedilere öğretsem şu işleri de bunlar yürütseler ne güzel olur. Nerdee. Kelebek kovalayacağınıza şu sivrisinekleri kovalayın da bir işe yarayın diyorum, dinleyen kim.
Sanayi tipi vantilatörüm geldi, çok iyi oldu. Yoksa ben sıcak, havalar sıcak, buhar olmamız an meselesiydi.
Bu arada ilginç birşey. Bugün Diyenar’dan rekor sayıda sipariş geldi. Son 5 ayın siparişi. Ses Duvarı mı dersiniz? Bu kadar kısa sürede mi? Sistem bizim düşünmemizle ve istememizle yürüyorsa neden olmasın?

Güzellikleri paylaşma üzerine bir fikir…
Okuma serüveni… Tanrı’nın doğum günü, Peygamber Çocuklar, İndigo Mehdi, Levh-i Mahfuz… Artık hangisinin üzerindeysen. Altını çizdiğin yerler. Bunları anahtar kelimeler haline getirebilir ve Ses Duvarı etkinliğine dönüştürebilirsin. Kampanyaların yaşadığımız şehre dönük olmalarını bu yüzden çok önemsiyorum. İyilik yap denize at projesi bu aslında. Bir şişenin içine anahtar kelimeleri yaz. Bırak denize… Kimbilir o, hangi ihtiyaç sahibinin, hangi amansız arayışçının yorgun sahillerine vuracak… Bu yeni bir dönem. Daha önce kitaplarımızı hep adını ya da en azından internette nickini mickini bildiğimiz kişilere anlatıyorduk. Şimdi ise hiç tanımadığımız, görmediğimiz, tanımayacağımız ve görmeyeceğimiz insanlara dokunuyor olacağız. İnternetle ilgili Kur-an’ın ‘Her nerede olursanız olun, Allah sizi buluşturacaktır’ sözünü biraz daha gerçek kılan bir proje, bu meydana getirdiğimiz.
Daha önce konuşmuştuk. İnsan, bulunduğu çevreyi kolay değiştiremiyor. Genelde aynı insanlarla çevriliyiz. Tanrı’nın doğum günü’nden sonra birilerine bu yeni dünya bakışını anlatma hevesi, hep aynı kişilere mesai harcamaya dönüşüyor ister istemez. Bazı insanlar, kitabı hiç okumadıkları halde onlara kitabın satırlarını fısıldayan güzel ruhlar eliyle yükseliyorlar. Fakat bazıları ise, bitmek bilmez karşıtlıkların içindeler. Sürekli ilgi görmek, sarhoşluk meydana getirebiliyor. Ve sonrasında da gelsin şımarı gösterileri. İnsanoğlu, sevgiyi ve merhameti haketmeli. Haketmeyen ruhların, sevgi ve merhamete verdiği karşılık yazık ki DÜŞMANLIK’tan başkası değil.
Küçük bir test yapalım… Bugün eline 1 trilyon lira geçse ne yaparsın? Şunu alırım, bunu alırım.çç Al tabi. Allah daha da fazlasını versin. Amma velakin. Bir yerden sonra, bu ödülü yakınındaki birileriyle paylaşma dürtüsü içini kaplayacaktır emin ol. İşte buna itirazım var sayın hakim. Sadece sana yakın diye, senin akraban diye, senin çevrende diye birilerine ‘iyilik’ yapmak doğru birşey mi? O iyiliği en çok hakedecek kişileri, kendimize uzak olsalar bile, bulmak daha doğru değil mi? Yakınındakilere yemek ver, çiçek ver. Ama Amerika’da birilerini okutacak bir bütçen varsa onu, falan akrabanın çocuğunu değil, koyunlarını otlatan, gece kalan vaktinde fırsat bulabildiği ders çalışmalarıyla sınıf birincisi olan o çocuğu bul ve onu gönder Amerika’ya üniversiteye.
Yakınımızdaki insanlar, insanlığın arasına karışmaktan bizi meneden kelepçeler olabilir.
Ben işhayatındayken babamın zaman zaman benden bi ricası olurdu. CEO amcalarla hep yakın çalıştığım için, falanca tanıdığımızın çocuğunu filanca kuruma aldırmak konulu ricalar olurdu bunlar. Babam hep kızardı bana. Böyle bir mekanizmanın içinde olmayı reddederdim. Baba derdim. Böyle bi mürüvvetin olması için öncelikle bu firmanın böyle bir elemana ihtiyacı olması gerekir. E böyle bir ihtiyaç varsa, bunun için başka adaylar da olmalıdır. Şimdi ben, hiç görmediğim adayların önüne nasıl geçebilirim? Sırf benim tanıdığım birisi olduğu için, belki delicesine yetenekli bir başka çocuğu nasıl geriplana attırabilirim. Kusura bakma, ben bunu yaparsam kendi hayatımla çelişmiş olurum. Eğer bir fikri, bir vizyonu varsa, o fikre ve o vizyona katılmışsam, bir hayalinin, bir projesinin olduğunu bilirsem, sesi çok çıkan nüfuzlu insanlar yüzünden ezildiğini, bu yeteneğin, bu hayalin bir haksızlığa uğradığını görürsem onun için canımı bile veririm. Ama sadece yakınlık bağı üzerinden hiçkimsenin yolunu açmam, açamam… Derdim. Babam sağolsun herkese yardımcı olmaya çalışan bir kişilik olduğu için, bana kızar ‘sen de yaralı parmağa işemezsin’ türünden bişeyler söyleyip telefonu kapatırdı :)
İnsanların dünya görüşüne katkı vermek konusunda da aynı yerdeyim. O bu kadar direnç içindeyse, bu ısrar niye? Ya da bir anne. Çocuğu artık büyümüş, annesinden ilgi falan görmek istemiyor. Tepkili. Annesini sevmiyor olduğunu hissettiğimiz türden birisi o. Bu annenin bu ısrarı niye? Annelik enerjini, annelik enerjisine bu kadar muhtaç çocuk varken, bu isteksize akıtmak niye? Yakınlık bağı, insanlığın başındaki en büyük belalardan biri. Irkçılığın DNA’sında da bu bağ var. İslam cemaatçiliğinin merkezinde bu ‘yakın olanlarla’ kenetlenme dürtüsü var.
Levh-i Mahfuz cildinde tek bir cemaat tanırız biz: DÜNYA CEMAATİ. Levh-i Mahfuz cildinde tek bir aile tanırız: İNSANLIK AİLESİ. ‘Okuyucu aile’ ile kastettiğimiz şey de budur. Toplam ve dev bir ailenin içinde sürekli büyüyen bir çekirdeğin, an itibariyle geldiği nokta. Suyun içinde irili ufaklı su öbeklerine yer yoktur. Su, toplam ve tek bir kütledir. Hepimiz suysak bunun tadına varmalıyız. Sınırlanmaya izin vermeden. Eğer varsa, H2O’ların hepsinin arasında akrabalık bağı vardır.
Ses Duvarı projesini düşünürken geceden sabaha, bunlar geldi aklıma, paylaşmak istedim. Kahramanmaraş’ta bir otobüste iki okuyucu aile ferdi karşılaşıyolar. Birisi diğerine soruyo peki sen nasıl tanıştın bu kitapla? Google’a 19 Mayıs yazdım, karşıma Levh-i Mahfuz çıktı… ‘İnanmıyorum! o benim kampanyamdı!’ diye basıyo çığlığı soruyu soran. Otobüsteki teyzeler dönüp bakıyolar noluyo bunlara diye… Geceden sabaha bu sahnenin hayali bile çok, pek çok hoşuma gitti. Ve olmayacak birşey hiç değil, fazlasıyla muhtemel. Böyle mektuplar alacağımızı biliyorum. Dünya gerçekten küçük. Herkese iyi pazarlar.

Levh-i Mahfuz Ses Duvarı… [Güncellendi]
Yeni bir tanıtım atağı başlatıyoruz. Seferberlik çağrımızla bağlantılı. Elimizi çabuk tutmamız gereken günler bugünler. Bu seferberlik projesinin geri dönüşünün çok kuvvetli olacağını hissediyorum. Bizlere yakışan bir keşif, bir buluş oldu sanıyorum. Çaresizlik hissini aksiyona dönüştürecek, sesimiz duyulmuyorlara son verecek projemiz hepimize hayırlı uğurlu olsun.
![imza imza Levh i Mahfuz Ses Duvarı... [Güncellendi]](http://www.burakozdemir.org/wp-content/uploads/2008/08/imza.png)
http://www.dogumgunu.com.tr/index.php/levh-i-mahfuz-ses-programi.html
Açıklaması:
Levh-i Mahfuz okumaya başladıktan sonra 2 şey hiç değişmiyor. Birincisi okumak, okumak, daha fazla Levh-i Mahfuz okumak. İkincisi ise anlatmak, anlatmak, daha fazla insana Levh-i Mahfuz anlatmak.
Tek tek anlatımlarımızla sevdiklerimizi, çevremizdekileri bu kitaptan haberdar edebiliyoruz. Peki ya çevremizde olamayanlar? Sesimizin ulaşmadığı yerlerdekiler?
Levh-i Mahfuz Ses Duvarı Programı’nı, bu ses duvarını aşabilmek için geliştirdik. Doğumgünü Kitapçısı, Ağustos ayı itibariyle Google arama moturu anahtar kelime duyuru programına katılıyor. Kişi, Google’da arama yapıyorsa bu onun, gerçekte bir ‘arayış’ içerisinde olduğunun habercisi.
Anahtar kelime duyuru programı, arayış içindeki kişilerin arama çubuğuna yazdıkları anahtar kelimelere karşılık gelen Google tavsiyelerinden oluşuyor. Sitelerimizin yoğun bir google akışı var. Ancak bizim konumuz İslam ve İslam yazdığınızda karşınıza 115 milyon site çıkmakta. Bu program, bizim açımızdan öncelikli ve dikkat çekici duyurular yapması açısından önemli.
Arayış çubuğuna ‘İslam’ yazanların Levh-i Mahfuz cildi ile karşılaşmalarının vakti şimdi.
Biz, bütçemiz oranında gösterim alabildiğimiz bu programa kendi [kısıtlı] bütçemizle katılıyor olacağız. Ancak kalabalık bir dünyada yaşıyoruz. 70 milyon Müslüman’ın yaşadığı bir ülkeye binyılın Kur-an Tefsiri’ni duyurabilmek, tüm kazancını kitap yayın sirkülasyonuna adamış olan doğumgünü bütçesiyle altından kalkılabilecek bir proje değil. Bu nedenle bu Levh-i Mahfuz Ses Duvarı Programını, her fırsatta ‘Bu kitap için ne yapabilirim?’ sorusunu bize yönelten okuyucu ailemizle paylaşmaya karar verdik.
YAŞADIĞINIZ ŞEHRİ, BU KİTAPLA, İNTERNETTE TANIŞTIRMAYA NE DERSİNİZ?
Levh-i Mahfuz Ses Duvarı programını yaşadığınız şehri baz alan bir program olarak tasarladık. Amaç, herhangi bir şehre değil sizin yaşadığınız şehre ses verebilmek.
Bu programa çok kısıtlı bir bütçeyle dahil olabilirsiniz. Örneğin, günde bir paket sigara içen biriyseniz, sigaraya ayırdığınız aylık bütçeyi Ses Duvarı Programına ayıracak olduğunuzda, yaşadığınız şehrin en kalabalık meydanında avazınızın çıktığı kadar çok bağırmaktan daha fazlasına sesinizi duyurabilecek bir bütçeniz olacaktır. Bu programda, bütçe kredilerini 20 liralık dilimler halinde oluşturduk. Sipariş adetlerinizi değiştirerek bütçenizi 20 lira ve katlarında artırmanız mümkün.
Bizim de henüz yeni olduğumuz bu programı, okuyucu ailemizle birlikte keşfediyor ve geliştiriyor olacağız. İlk planımız, okuyucularımızın kendi google hesapları üzerinden adwords programına nasıl katılabileceklerini gösteren bir video kaydetmek ve göstermekti. Fakat programa dahil olduğumuzda, bir reklam kampanyası hazırlamanın hiç de kolay birşey olmadığını gördük. Bu nedenle okuyucularımıza iki alternatif yol sunmaya karar verdik.
Birinci yol http://adwords.google.com/ adresine gidebilir ve Levh-i Mahfuz için nasıl bir tanıtım hazırlayacağınıza kendiniz karar verebilir, tanıtımınızı kendiniz hayata geçirebilirsiniz.
İkinci yol ise, bu sayfadan bir ürün satın alarak kendi bütçenizi oluşturabilirsiniz ve oluşturduğunuz bütçe, bizim halihazırda yürüttüğümüz kampanyaya eklenir.
Biz, bu programla birlikte aynı zamanda yaratıcılığınızı da bizimle paylaşmanızı istiyoruz.
Levh-i Mahfuz, yaşadığınız şehirde arayış çubuğuna, hangi anahtarı kelimeleri yazanların karşısına çıkmalı?
İslam, Tanrı, Allah, Kur’an, Din, Müslüman, Tasavvuf mu?
Ulema olabilir mi?
İndigo nasıl?
Ya da biraz rutinin dışına çıkmaya ne dersiniz?
Bugün gazetede okuduğunuz hangi haberi araştıran birinin karşısına bu kitabın çıkmasını isterdiniz?
Birkaç yıl önce, Tanrı’nın doğum gün-lüğü sitemizin istatistiklerinde çok ilginç bir durum gözümüze çarpmıştı. Bu programa ilham veren vakaydı bu. Arayış çubuğuna cinsellikle ilgili kelimeler yazan bir kişiye Google, Tanrı’nın doğum günü okumasını tavsiye etmişti… Sitemizde kelimesinin bile geçmediği kavramlarla arada kurulan bu bağlantıyı Google’ın nasıl kurduğunu halen çözemediğimiz belirtmeliyiz :)
Bu örnekten de gördüğümüz gibi, seçeceğiniz kelimeler pekâla ‘radikal’ kelimeler de olabilir. Sadece Tanrı’yı arayanlara Levh-i Mahfuz’u önermekle kısıtlı kalmak zorunda değilsiniz. Ne aradığını bilmeyenlere Tanrı’yı aramalarını salık verebilirsiniz.
Levh-i Mahfuz Ses Duvarı programı adıyla oluşturulan bu ürün, download edilebilir bir ürün olarak tasarlanmıştır. Siparişiniz tamamlandığında ilgili belge bilgisayarınıza indirilecektir. Kapıda ödeme seçeneği, bu ürün için geçerli olmayacaktır. Dilerseniz kampanya bütçenizi, size en yakın postaneden Doğumgünü Yayıncılık’ın 6192829 numaralı posta çeki hesabına aktarabilirsiniz.
Tanrı’nın doğum günü / Levh-i Mahfuz, 4 yıl boyunca hiçbir güç odağından destek almaksızın, sadece ve sadece okuyucularının çabalarıyla yol aldı. Ses Duvarı Programıyla okuyucularımızın bu çabalarını daha etkin ve daha geniş çaplı, yeni bir platforma taşıyor olmaktan dolayı mutluyuz. Levh-i Mahfuz okuyucu ailesinde yer aldığınız için teşekkür ederiz.
[Güncelleme]: Bu sistemin bir güzel özelliği şu. Diyelim ki 50 liralık bir kampanya bütçesi oluşturdunuz. Google araması sonucu, önüne gelen sayfada 100 kişi Levh-i Mahfuz’u gördü. 50 liralık bütçeniz, ancak kişiler sitemizin linkine tıklarsa düşülüyor. Yani, 100 kişi gördü 10 kişi tıkladı. Bütçenizden 10 kişilik harcama yapmış oluyorsunuz. 90 kişi konusunda çaylar şirketten :)
Sorular üzerine: Bu seferberlik teknolojisi nasıl çalışıyor? Kredi kartınızla kendiniz google’dan bir adwords hesabı açabilirsiniz. Kendiniz biraz uğraştırıcı olmakla birlikte, kurcalayıp kendiniz bir kampanya başlatabilirsiniz. Ya da bunun yerine Doğumgünü Kitapçısı’ndan kitap alır gibi Ses Duvarı kredisi satın alabilirsiniz. dogumgunu.com.tr satın alma aşamasında size birkaç soru soracak. Şehriniz ve anahtar kelimelerinizle ilgili 2 soru. Burada verdiğiniz cevaplara göre satın aldığınız krediler, Doğumgünü Kitapçısı tarafından yeni bir kampanya olarak eklenir, bu kampanya sizi uğraştırmadan hayata geçer. Doğumgünü sayfasında 3 adet Ses Duvarı alırsanız, 60 liralık bir kampanya oluşturmuş olursunuz. 1 tane alırsanız da 20 liralık bir bütçeyle, kampanyanızı tıkır tıkır işletebilirsiniz. Bu arada gereğinden fazla adette kredi siparişlerine sınır getirdik. Amaç, herkesin, mütevazi bütçelerle katıldığı, çoğul bir proje olması. Karmaşık bir süreci, bir kitap almak kadar basitleştirdik. Bu arada şunu söylemem gerekli. Yaratıcılığınızı kampanyanıza katmayı unutmayın. Şu ana kadar gelen anahtar kelimeler, projeye inanılmaz bir derinlik kattı. İnsanlar, ‘Atatürk’ yazdıklarında karşılarında Binyılın Tefsirini bulmalarını okuyucularımızın düşünce gücüne borçlular.
- Kampanyanizin istatistiklerini paylasabilecegiz.
Yurtdışı kitap gönderimleri…
Dogumgunu.com.tr’ye yurtdışına kitap gönderimiyle ilgili sorular gelmiş. Şu an için yurtdışına kitap gönderimleri tam otomatik değil, yarı otomatik bir sistemle yürüyor. www.levhimahfuz.info sayfasına bu konuda eklenen soru-cevap başlığı için geçit bağlantısını aşağıda bulabilir herkes.
http://www.levhimahfuz.info/yurtdisi-siparis-mumkun-mu-nasil
Levh-i Mahfuz ve sabah ezanı…
İnsan şaşırıyor… bir süre okuduklarını idrak edip etmediğinden şüphe duyup tekrar tekrar okuyor… hayır! gerçek bu ! inanılmaz! sonra empati yapıyor ve o insanların yerine kendisini koyuyor… ben olsam ne yapardım? herşey olması gerektiği gibi ilerliyor ve bunun bilinciyle sakinleşiyor-uz :)
Hayat öyle bir noktada ki BİZler için.. mutluluk, heyecan, adrenalin … ama ayaklarımızın yere bastığı gibi BİR BİLİŞ… teslimiyet ! Uçmuyoruz, gökyüzü berrak, yeryüzü çayır çimen… arada dikenler var onları da sevgiyle selamlıyoruz…. şaşı bakma tekniği işe yarıyor :)
Bu arada hayatımızdan küçük bir kesit… akşamları eşime levhi mahfuz okuyorum :) kendisi okumayı çok fazla beceremediğini (ilkokul mezunu) söyler… güzel kitap bulduğumda ben ona okurum… Levhi mahfuzdan birkaç kesit okumuştum önce…. birkaç gün sonra
-kimmiş bu kitabın yazarı ? dedi
anlattım biraz… tamam okumaya devam et dedi…
arada merakla dinlerken şu söz çıktı ağzından —- bu kitap öyle okuyarak, öğrenilerek, araştırarak yazılacak bir kitap değil.. ilham almış sanırım dedi :) ve en baştan okumaya başlamamı istedi…….. :)
Bazen uzun uzun sohbetler yapıyoruz bir konuyla ilgili… bazen gülüyoruz kitaptaki ifadelerine :) ben defalarca okumuş olmama rağmen hiç sıkılmıyorum okurken…Bazen bir bakıyoruz sabah ezanı okunuyor biz hala Levh-i Mahfuz’dayız :)
İşte biz böyle bir hal içindeyiz…. Aslında derin mutluluk içindeyiz :)
Herkese sevgiler….
…
buRAK Abi çok teşekkür ederim. kederin bana sokulmasına izin vermeyeceğim söz. keyfim gıcır olacak söz. her daim umutlu, azimli ve iyimser olacağım söz. zekâmı, aklımı en verimli biçimde kullanacağım söz. indigo heyecanımı yitirmeyeceğim canım abicim sana söz. tüm yaşattıkları ve Levh-i Mahfuz’la buluşturduğu için canım Tanrıma şükürler olsun…
Hayatım değişti…
Çok sevdiğim değer verdiğim saygıdeğer hocam Yrd. Doc.Dr. ….’ un bana hediye ettiği ve oku içinde çok farklı şeyler bulucaksın ve seni mutlu edicek diyerek ısrarla verdiği 2 kitap.. Hayatım değişti ama sadece benim değil en yakınlarımında hayatı değişti tereddütsüz okumanız dileğiyle
teşşekkürler buRAK özDEMİR
Yeni sitemiz hayırlı olsun…
Ne zamandır istediğim birşeyi hayata geçirebildim sonunda. Kitabı yeni duyan, siteyi yeni ziyaret eden birisi, 4 yıllık bir mazinin içinden gelen Günlüğe girdiğinde neler olduğunu anlayamayabiliyordu. Bu dostlarımın sorularına cevap veriyorum fakat bunlar zamanla akıp taa gerilere düşüyor. Aynı sorular tekrar tekrar.
Sorulara cevap vermeye dönük: Yeni Başlayanlar için Levh-i Mahfuz sitemiz açıldı sonunda. Soru-cevaplar sürekli zenginleşecek. Şimdilik başlangıç. Tanrı’nın doğum günü diye isim olur mu haşa!’dan başlayarak sorulara cevaplarımız bu sayfada olacak. Binyılım Kur-an Tefsiri için enformasyon arayanlar, www.levhimahfuz.info sizin için. Ayrıca. Bu sayfa da dahil olmak üzere, bütün sitelerimizin dibinde navigasyonu sağlamak için siteler arası geçiş linkleri var artık. Sitelerimizi bir sıralayalım isterseniz.
www.buRAKozdemir.com AÇILIŞ SAYFASI
www.buRAKozdemir.org ZAMAN TÜNELİ / Buraya girdiğinizde zaman 2006′dan başlıyor. 2009′a kadar geliyor.
www.tanrinindogumgunu.com GÜNLÜK / Şu an içinde olduğumuz site. Sonuna kadar gidildiğinde 2009la, zaman tünelinin bittiği yerle birleşiyor.
www.levhimahfuz.org OKUYUCU AÇIKLAMALARI / Okuyucu yorumlarının slideshow olarak gösterildiği site.
www.dogumgunu.com.tr SİPARİŞ SİTESİ
Atılımlarımız devam edecek.

Haklılar…
Merhaba sevgili buRAK..
Polis ve savcılıkdaki diyalogları okuyunca seni uyarma gereğini duydum. Neyse ki kapına polis geldiğinde rahatsız olmadığını belirtmişsin de, ben de bunları rahatça yazabileceğim. Alış bunlara sevgili buRAK.. TDG kitabını okuyan herkesin (enazından benim çevremden okuyanların) sana dava açma ya da şikayet etme nedenleri var, bilesin..
Ben benimkileri yazmak istiyorum, ama uyarayım, benimkiler çok daha ciddi ulemanınkinden..
–Mutlu mesut, çelişkilerle, cevaplanamamış sorularla dolu din dünyamı, görüşümü, felsefemi altüst ettin.Herşeyi sıfırlayıp silbaştan başlamama neden oldun. 40 lı yaşlarda bu olay epey zormuş, altüst oldum.
–İkinci plana atıldım. Doğumgününde TDG kitabını hediye ettiğim kuzenimin eşi beni kendi çevresine tanıştırırken “işte bana o kitabı hediye eden kuzen” diyor. Anlıyacağın; adımın ve diğer sıfatlarımın önüne geçti TDG..
–”Çok bahsettiniz bir de ben okuyayım şu kitabı” diyen kuzenimin de suçlamalarına maruz kaldım.Kitabın henüz beştebirini falan okumuştu ki “Senin ve şu kitabın yüzünden tekrar inanacam galiba” diye suçlamalarda bulundu. “Nasıl inanmıyorum diyorsun, sen yıllardır 30 gün oruç bile tutuyorsun” dediğimde ise “ben ya varsa diye tutuyordum orucu” gibi ironik ve de trajik (ya da tiraji komik, herneyse..) bir cevap vermişdi.
–TDG yi illa okuyayım diye benim almamı beklemeden kendisinkini bana vererek okumam için dayatan Şenay arkadaşıma ısrarından dolayı o an aklımdan geçenleri şimdi düşündükçe vicdan azabından kahroluyorum.
–Çevremdeki insanlarla iletişimimde değişiklikler oldu, TDG yi okuyanlarla daha çok iletişir ve paylaşır oldum. Arkadaşlarım arasında ayrımcılık yapıyormuş hissine kapılıyorum bu nedenle.Ve de bu olay ruh sağlığımı etkileyebilir endişesindeyim.
–Kitabı okadar çok kişiye hediye ettim ki, sayısını bile hatırlayamıyorum, maddi kaybım oldu yani.(aslında bunu nasıl sevgi, keyif ve özenle yaptığımı anlatmak daha keyifli ama konumuz şikayet olduğu için yapmamam gerekiyor, tabi, başka hediye almaya kalksam maddi boyutu olmayacakmıydı yani, kısmına da hiç girmeyeceğim.)
–TDG yi iki kez okudum, ama Levh i mahvuzu çıkar çıkmaz almış olmama rağmen henüz okuyamadım, çünkü üçüncü kez TDG yi okuyasım var. Benim gibi günde ortalama 10 saat çalışan biri için zaman çok önemli ve ben şu kalın kitapları okumaya zaman bulabilmek için neler çekiyorum.
–Kitabı alıp da ilk 50 sayfasında falan çok ağır bulup okumayan çevremdeki birkaç kişiye gıcık oluyorum, bunlar benim işyerimden insanlar , gıcık olduğum için bir gün birine ters bir laf edicem ve iş ilişkilerim bozulacak endişesi içindeyim..
–TDGK nı kullanmaya başladıktan sonra adımın, gelecekten haber veren kişi anlamına gelen o meslek erbabına çıkmasına zor engel oldum, ama beni bu şekilde suçlayanlar arkadaş toplantılarında niye o kartları yanımda taşımıyorum diye sitem ettiler, yani bazı arkadaşlarımın da felekleri şaştı, ben de kendileriyle çelişmelerini izleme keyfi ile yoruldum, hatta krizlere bile girdiğim oldu, neyseki krizler gülme krizleriydi de, sorunsuz atlatabildim.
Yazmakdan yoruldum, bitmeyecek bu şikayet konuları, ama uğruna yasa çıkarılan kitaptan bahsediyoruz, olacak okadar şikayet..
Bir şey daha söylemek istiyorum, senin de belirttiğin gibi herkesin bu kitaplarla tanışmasının çok ilginç hikayesi var, ben o hikayeleri dinlemekten ya da okumaktan keyif alıyorum, onlar da kitap olarak yayınlanır mı acaba, gerçi siteden epey hikaye okudum ama daha kimbilir neler vardır, o açıdan ..
Sevgilerimle buRAK, yolun, yüreğin hep açık olsun..Daha çok şeyler yaz, biz de okumaya devam edelim.
Tavsiye…
buRAK Abi selam. Bir dizi filmde çalışıyorum yönetmen yardımcısı olarak. Sette senaryoyu beklerken laf lafı açtı ve kendimi aralarında yönetmen, yapım koordinatörü, görüntü yönetmeni ve birkaç oyuncunun da olduğu en az on kişilik bir grubun ortasında Levh-i Mahfuz’u savunurken buldum. Oradakilerin tamamı seni ve Levh-i Mahfuz’u ilk defa duyuyorlardı. Düşüncelerimin dayanak noktasını sorduklarında Levh-i Mahfuz ve yazarından bahsettim. Kur’an ve Levh-i Mahfuz benim için o kadar önemli ki, düşüncelerimi aktarırken sergilediğim sahiplenmeden ötürü Doğumgünü Kitapçısı’nın primle çalışan satış temsilcisi olduğuma yönelik laflar giydirmeye çalıştılar. Fakat beni rahatsız eden asıl şey bu değil. Önyargılarından biraz olsun uzaklaşıp yeni bir olguyla karşılaşabilecekleri ihtimaline şans tanımayan insanların tıkandığım anlarda Levh-i Mahfuz ve Kur’an’a karşı daha uzak durmalarına sebep mi oluyorum acaba diye ikilem yaşıyorum. Karşımdakinin kitapçıda gördüğünde ilgisini çekip okuyabileceği bu kitabı yeterli ve doğru tanıtamadığım için kendinden uzaklaşmasına neden oluyorsam bu beni çok üzer. Dün sette yaşadığım da buna benzer bir şeydi. Ateisti olsun, yerleşik İslam anlayışıyla yorumlayanı olsun hemen herkes karşı duruş sergileme eğiliminde oldu. Bahsettiğim gibi mükemmel bir kitap olduğuna ihtimal bile vermediler inan. Bugüne kadar edinmiş oldukları bilgilerinin doğruluğu su götürmezmiş gibi davrandılar. Benim Levh-i Mahfuz’a olan derin bir bağlılığım ve inancım karşımdakinin sinirlenmesine neden oluyor bir süre sonra. Bu kadar emin olmam onlara abartılı ve komik geliyor. Bu gerginlik hoşuma gitmiyor işte. Acaba insanları kızdırıp kitaptan uzaklaştırıp antipati mi kazandırıyorum diye düşünüyorum sonra. Yönetmene TDG’yi ve Peygamber Çocukları hediye edeceğimi söyledim, o da kabul etti. Kendisi çok iyi bir kadın. İnsanların Levh-i Mahfuzla tanışmalarını istiyorum ve kitabı okumalarını öneriyorum hararetle. Böyle durumlarda bazen nasıl davranacağımı bilemiyorum. Sanki konuşmalarımla Levh-i Mahfuz’un sihrini kaçırıyorum. Bana ne tavsiye edersin?

Doğru mekân, doğru zaman ve doğru insan… Bizim kitabımız insanlarla, kader bu üçlüyü biraraya getirdikçe buluşuyor. Toplu ortamlar, bir sirk gibi. Eşşeklere mi anlatacaksın derdini, kaplanlara mı? Hepsinin anlayacağı dil yani iletişim dili farklı çünkü. İçimizde bu kitabın insanlarla buluşmasıyla ilgili başedilmesi güç bir coşku ile birlikte yaşıyoruz. Bu coşkunun, aksiyona dönemediği zamanlarda kişi kendi kendini yiyip bitirmeye başlıyor. Ya da bir aksiyona atıldığında, gönlündeki sonucu alamıyor, coşkunun yerini derin üzüntü alıyor.
Bir kere şunu söylemek isterim. Sen okudun mu? Olay budur. Mutlu son budur. Onlar için, anaları babaları üzülsün sen niye üzülüyorsun? Sen tanıştın. O düşünsün. Unutma. Keder isimli duygu, içine dolmaya başladığı anda, bu kitabın dışına doğru çekiliyorsun demektir. O ortam seni bu kadar üzerse, içinde olduğum durumda benim intihar etmem gerekir :) Keyfim o kadar yerinde, o kadar yerinde ki. Tanrı’nın doğum günü ile geçen 4 yıllık zamanda bir kez bile üzülmedim.
Buraya kadar olan kendi psikolojimizle ilgili. Keyfimiz gıcır olduktan sonra, içimizdeki coşkuyu aksiyona döndürmek için daha iyi taktikler düşünebiliriz. Bu bir satranç. Bunu bilmeliyiz önce. İnsanların inanç dünyalarına bir pencere açabilmek, sofistike bir satranç. Duvar tenisi değil. Aban topa, geri gelsin. Yaradana sığın bi tane daha yapıştır geri gelsin. Böyle değil. Herşey zekânın içinde başladı. Mutlu son da zekâ kıvılcımlarının içinde. Sofistike düşünmeli.
Bir ortamda insanlara ‘Tanrı’nın doğum günü’ kelimelerini telaffuz ederek bir kitap cümlesi kurduğunda, amacına ulaşırsın. Beyin onu gündemine alır. Kalp atar ses çıkar. Dum dum. Peki ya beyin atınca ne ses çıkar? Ya da birinin beyninin durduğunu nereden anlarız? İnsan beyni 2 çeşit işle meşgul olur. Birinci grup işler rutin işlerdir. Mesaneden gelen ‘hadi çişe gidelim’ sinyaline tamam der, kişi kendini tuvalette bulur. Bir insanın işeyebiliyor olması, onun beynini çalıştırıyor olduğunu göstermez. Yiyip içebilen bütün canlılar işeyebilir. Her canlının yapamayacağı şey felsefe üretmektir.
Karşımızdaki beyin felsefe üretemiyorsa onun için ne yapabiliriz? Yok ki bir beyin masajı. Ya da suni bir beyin teneffüsü. Kendisine ‘Bu kitap hayatını değiştirecek’ diyen birisine, ‘bu işten prim mi alıyorsun?’ diyebilen bir beyin öncelikle, beyinsel muhakeme faaliyetlerini işemekten başka alanlara kaydırmaya gönüllü olmalı. ‘Türkün aklı tuvalette gelir’ sözü bu durum üzerine söylenmiş sanıyorum. Bir kitap tavsiyesini, paraya bağlamanın altında, gerçek bir psikolojik travma yatıyor. Sana bunu söylediğinde bence onu içinden olduğu travmadan haberdar etmen, öncelik arzeden bir eylem.
‘İşte bak, bu kitabı okuyunca, herşeye para gözüyle bakmaların da düzelecek. Gözlerinde dolar dışında başka işaretler de görebileceğiz. Birisinin birşeyi yapması için illa o işten para kazanıyor olmasının gerekmediğini görebileceksin. Ruhunun din-iman-para üçgeninde eksenler kaymaya başlayacak…’
Alttan alan mazlum kişi olmayı kabul etmesin kimse. Dalganı geç, hakediyorsa da küçük düşür. Ben Tanrı’nın doğum günü kitap sayfalarının ilk dışına çıktığımda, çok farklı bir portre bekledi bi çokları. Pembe ışıkların tütsülü ortamlarından seslenmediğimi görünce afalladılar. O günlerde söylemiştim. ‘Ben İsa değilim. Ben yanağıma vurana öbür yanağımı dönmem. Ben bi yapıştırırım, yeryüzüyle öpüşürsün.’ Kibirli nolucak! dediler. Sonra mum oldular. Yanağıma vurmayı düşünen, Osmanlı Kültür hazinesiyle tanışmaya hazır olmalı: Karşınızda Osmanlı tokadı…
Bir diğer insanları harekete geçirme yöntemi, tease etme. Reklamda teaser denen şey. Ne söylediğini söylemeden bişeyler söyleme. Benim reklamcılık günlerimde en kendi çizgimi yansıtabildiğim teaser kampanyası, üniversite uleması ÖSYM’nin homurdanmalarına sebep olan bi kampanyaydı. Üniversiteye torpilli girmek ister misiniz? Teveler, gasteler. Bu kadar. 7 saniye. Çüş dediler. Torpil yapma, iltimas geçme bu kadar mı aleni oldu artık? 4-5 gün sonra şöyle bi şey söylemiştik. ‘Bilgi en güçlü torpildir imza torpil nokta kom.’ Üniversiteye hazırlanmayla ilgili sayfalar dolusu anlatım yapsaydık bu kadar etkili bir geri dönüş alınamazdı. Levh-i Mahfuz’la ilgili meraklandırıcı, yüreklendirici, yönlendirici, tease edici söylemler, saatlerce din tartışmasına girmekten daha evlâ bana sorarsanız. İnsanlar, olaylara japon kalmaktan nefret eder. İslam ile ilgili bi konu açıldığında, ‘siz tabi binyılın tefsirini okumadığınız için haliyle böyle caponizsiniz’ cümlesi ne söylediğini söylemeden birşeyler söyleme sanatıdır. Unutmayın bu memlekette gazeteler nerdeyse bulmaca ekleri için alınıyor. Herkes haldır haldır bulmaca çözüyor. İnsanların bulmaca zevkini bölmeden anlatmalı bazı şeyleri.
- Yer gök inliyor, senin dünyadan haberin yok. İslam diye anlattığın şeyler var ya? İşte İslam’ın onun tammm tersi olduğu ispatlandı.
- Nası?
- Bilememm… Levh-i Mahfuz al oku. Yemeğini de ben yedireyim istersen?

Gözler…
Tanrı’nın doğum günü adlı kitabınızın v1.0.3 versiyonu tarafıma hediye edildiğinde çok sevinmiştim.Dilden dile dolaşan şehir efsanesine sahip olabilmenin mutluluğu yaşıyordum.kitabı elime alma ile sayfalarına karıştırma arasında geçen zaman kadar sürdü bu mutluluğum.Kutsal bir kitaba benzetilmeye çalışılmış bu kitabınızı ne yazık ki okumakta çok zorlandım.Hatta başarısız oldum.İnanın benim için hiç birşey okumadan Tanrı yı anlamak bile daha kolay olabilir .Sayfa düzeniniz ile yazı karakterleriniz iç içe geçmiş karışık yazımı ile okunması son derce zor ve öfke yaratan bir duyguya sürükledi beni.Muhtemelen bunu böyle düzenlemenizde bir nedeniniz vardı. Belki doğru ve anlaşılır bir enerji yaratmak içindi. Bunu ticari yada ruhani bir gerekçeyle mi yaptınız bilmiyorum.Ama benim gibi gözlükle okumak zorunda olan orta yaş üzeri insanların alışkanlıklarını da göz önünde tutmuş olabilseydiniz çok daha iyi olurdu.Eğer yaptığınız bu tarz doğru olan ise 45 yıldır okuduğum tüm kitapların yazarları,editörleri,sayfa düzeni yapanları ve matbaaları hakikaten bu işi bilmiyorlarmış.Bize kötü alışkanlık kazandırmışlar.O yüzdendir ki hepsi bu kadar basım yapamayıp,ticari başarısızlıkla sonuçlandı.Yazımı okuduğunuz sabrınızdan dolayı teşekkür ederim.Umarım standart şartlarda basımı yapılmış eski kötü alışkanlıklarımla okuyabileceğim bir basım elime geçer de okuduğumu kriptoloji bilgisine sahip olmadan da anlayabilme şerefine ulaşabilsem.Teşekkürler..İyi yolculuklar…

Ben de ortayaşta sayılırım. Ben de sizin gibi gözlük kullanıyorum. Ayrıca, merceksel konularında dışında bir gözümde de %40 kadar görme kaybı var. Fakat ben, okuyamadığım satırlarla karşılaştığımda öfkelenmiyorum. Bunun daha okunur bir başka versiyonu var mı gibi sorular soruyorum mesela. Ya da keşke şöyle şöyle olsaydı diye sitem ediyorum. Okuduktan sonra.Tanrı’nın doğum günü ve Peygamber Çocuklar’ı ayrı portatif kitaplar halinde edinebilirseniz, daha rahat okuyabilirsiniz diye tahmin ediyorum.
Levh-i Mahfuz’daki ‘sıkışıklık’ konusunun da dediğiniz gibi bir nedeni var. Levh-i Mahfuz bittiğinde 1200 sayfaydı. Türkiye’de 1200 sayfalık bir kitabı basabilecek tesis bulunamadı. Sayfa düzenini değiştirerek, sayfadaki limitleri zorlayarak kitabı 1000 sayfanın altına indirerek yayınlamayı başarabildik. Ve ortaya çok büyük çoğunluğun beğeniyle karşıladığı bu farklı sayfa düzeni çıktı. Daha önce okuduğunuz kitapların editorler, sayfa düzeni yapanlarını bilemiyorum. 45 yıldır hiç karşılaşmadığınıza şaşıracağınız o kadar çok şeyle karşılaşacaksınız ki :)





![lvmhfz lvmhfz Levh i Mahfuz Ses Duvarı... [Güncellendi]](http://www.tanrinindogumgunu.com/wp-content/uploads/2010/07/lvmhfz.jpg)